Kötülük Kimlik Sormaz
İnsan bazen kötülüğü uzaklarda arar.
Sanır ki kötü olan; yabancı olandır, tanımadığıdır, düşman bildiğidir… Oysa kötülük, bazen en yakınımızdadır. Aynı sofrayı paylaştığımızda, aynı yöne yürüdüğümüzde, aynı duaya “amin” dediğimizde bile...
Bazen bir tebessümün ardına gizlenir, bazen bir dost selamının içine saklanır.
Ve biz, en çok o anlarda hazırlıksız yakalanırız.
Ama gerçek, bütün çıplaklığıyla ortadadır: Kötülük kimlik tanımaz.
Kötülüğün ne dini vardır, ne dili...Ne rengi vardır, ne de ırkı. Kötülüğün pasaportu yoktur ama izi vardır.Bazen bir gözyaşında kalır izi, bazen suskun bir bakışta...Kimi zaman kalpte bir acı olur, kimi zaman bir vedada saklı kalır.
Çoğu zaman da sessizliğimizde yankı bulur. Kötü insan her yerde olur; her coğrafyada, her bayrak altında, her inancın gölgesinde…Yani kötülük için sınır çizilmez. Kılık değiştirir, ses değiştirir ama özünde hep aynıdır.
Eskiler "Asıl olan kötü gün dostudur" derdi.Ama artık zaman başka…Kötü gün dostundan çok, iyi gün hasetçileriyle çevrili hayatımız. Başarınca yanına gelen değil, düşerken elinden tutan kalmadı neredeyse.Eskiden alkışlar moral verirdi, şimdi içi boş tebessümlerle kıskanç bakışlar yan yana yürüyor.Ve biz artık “kim bizimle” sorusundan çok, “kim gerçekten bizden” sorusunun cevabını arıyoruz.
Kötülüklerin çoğu cehaletten değil, güvenden doğar. Ne kadar doğru değil mi?Bizi en çok yaralayan,karşımızdakinin kötü olması değil, bizim onun iyi olduğuna inancımız aslında.Güvendiğimizden gelir acı, inandığımızdan gelir ihanet… Ve o zaman anlarız ki, her yara düşmandan değil.
Albert Einstein bir cümlede çok şeyi anlatır: “Dünyayı tehdit eden kötülük, kötü insanların yaptıkları değil; iyi insanların sessizliğidir.”
Asıl zarar veren çoğu zaman içimizdeki sessizliktir.Gördüğümüz halde susmak, hissettiğimiz halde yok saymak… Belki de en büyük ortaklıktır kötülüğe.
Bazı insanlar kötü doğmaz…
Ama zamanla içindeki merhameti kaybeder.Bazılarıysa kırılmaktan korktuğu için kalbini sertleştirir, Kötülüğü kendine zırh yapar, sesini duyurmak, varlık göstermek ister.
Ama unutur…Kendini en çok yoran da, içindeki iyiliği boğan da yine kendisidir.
Ve belki de bugünlerde kendimize sormamız gereken en önemli soru:
“Ben kimim?” değil…
“Ben nasıl biriyim?”
Bir insanın gönlü temizse, eli iyileştirmek için uzanıyorsa, dili yumuşaksa, hangi milletten ya da inançtan olduğunun bir önemi kalmaz.Ama kalbi kararmışsa, dili kırıcıysa, bakışı kinle doluysa; Ne kimlik işe yarar ne de mensubiyet.
Çünkü kötülük; ne bir sokakta başlar, ne sadece bir ekranda görünür.
Çoğu zaman evin bir köşesinde, masanın bir ucunda, tanıdık bir yüzün ardında büyür.Bu yüzden dikkatli olmak gerek.
Kimin yanında durduğumuzu değil, neyin yanında durduğumuzu sorgulamak gerek.Çünkü kötülük, ırk sormaz, din seçmez, kimlik aramaz.Ve bir insan kötüyse, zaman da değişmez, mekan da fark etmez…Her yerde, her kılıkla yine kötüdür.
Dilerim kalbimizin kapısını çalan herkes, iyilikle gelsin.

