AYRILIĞIN EN SESSİZ HALİ: ÖLÜM
Ölüm, insanın en derin korkularından biridir. Ne zaman, nerede ve nasıl geleceğini bilemeyiz. O yüzden belkide hiç ölmeyecek gibi yaşarız hayatı.
Sessizliğin en derin hali gibidir ölüm, hayatın telaşı arasında, sessizliğiyle gelir ve sessizce alır götürür insanı. Hayatın en soğuk gerçeği gibi durur karşımızda. Yaş kaç olursa olsun ölümün yüzü soğuktur her zaman. Her yaşta, her an, yürekleri acıtan bir gerçekliktir.
Tam ne yazacağımı düşünürken düştü yüreğimin en derinine ölüm acısı. Babaannemi kaybetmenin üzüntüsü damla damla döküldü gözlerimden. Epey yaşı vardı aslında, hastalıkları da ancak ölüm işte, birde aniden gelince sevdiğin birine yakıştırması çok zor.
Bir mezar taşında yazan iki tarih arasına sığdırılmış koca bir ömür zamanı durdurur adeta tüm sogukluğuyla. Yavaş yavaş çocukluğuna gider ruhun ve birbir silinir anılar. Her anıyla birlikte çocukluğun silinir aslında. Her yeri cocuklugun kokan bahçenin yeni yıkanmış beton kokusu,demir havanda dövülmüş leblebi tozu,greyfurtun daha soyarken kesik parmağında bıraktığı acı, pazar sofralarında buluşan kalabalığın neşe veren sesi...Ve daha sayacak bir sürü şey. Hepsi atılan her toprakla o mezarda kalacak anılar aslında,sadece bir küçük greyfurt kokusunda bile yuregini en derinden sızlatacak canını yakan anılar.
Yani ölüm sadece sevdiklerini almaz senden.Ölümle birlikte gelir acı, hüzün, özlem ve bir boşluk. Kalbinde,ruhunda, aklında telafisi olmayan bir bosluk bırakır. Ölüm, sessizliğiyle gelir belki ama ardında bıraktığı anlamlarla yankılanır sonsuza kadar.
Her ölüm, yaşamın anlamını hatırlatır insana. Ve belki de bu yüzden, ölümün sessizliği, yaşamın en derin anlamıyla birlikte yankılanır sonsuza kadar.

