Az Bulutlu

15°C
Konya

Az’ın Ne Kadar Çok Olduğunu “Yok” Bilir

Kayıt Tarihi: 17.02.2025 19:26 - Son Güncelleme: 25.05.2026 22:54
YAZI
A

Bu hafta bir arkadaşımın paylaşımında tevafuk eseri okuduğum bir söz üzerinde epey düşünmeye sevk etti beni. "Az'ın ne kadar çok olduğunu yok bilir."

 Geri dönüp 85 90'lı yıllara dönüp bakınca çokta varlıkla geçen bir hayatımız olmadı aslında. Ya yoktu ya da az.Üzerine akan bir sobanın ıslaklığı ve o is kokusu ile uyandığında,mecbur olduğun ders kitabını bulmak için günlerce uğraştığında, test çözmek için önce o kitabı en baştan silmek zorunda kaldığında, öğretmenler gününde öğretmenine götüreceğin en lüks hediye bir selpak mendil ya da çorapken bile her şeye rağmen inanılmaz bir huzur ve saygı vardı.

  Hayatın en büyük öğretmeni kayıplardır her zaman. İnsan, elindekinin kıymetini kaybettiğinde anlar; bir nefesin, bir lokmanın, bir dostun değerini ancak yokluğunda fark eder. Bugün herkes daha fazlasının peşinde… Daha çok para, daha büyük ev, daha lüks bir yaşam… Ama bunları elde ettikçe mutlu olacağımızı sandığımız o tatmin duygusu, nedense her seferinde biraz daha öteleniyor. Çünkü asıl zenginlik, çok şeye sahip olmak değil; sahip olduklarının kıymetini bilmekte.Bir yudum suyun değerini susuz kalan,bir lokma ekmeğin kıymetini aç kalan, sağlığın ne büyük bir nimet olduğunu hasta olan anlar. İnsan, elindekine alıştıkça onun varlığını unutur. Ancak İnsan kaybettiğinde ya da azıyla idare etmek zorunda kaldığında, o küçümsediği şeyin aslında ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark eder.

Bugün etrafımıza bakalım… Şükretmeyi unuttuk. Elindekiyle yetinemeyen kalpler, hep daha fazlasını isteyen ruhlar… Oysa “az” bazen en büyük zenginlikti, sadeliğin içinde huzur, paylaşmanın içinde bereket, kanaatin içinde mutluluk vardı unuttuk.

  Kendimizden sonra gelen nesle baktığımızda gözleri hırsla parlayan, hiçbir şeyden tatmin olmayan, hep daha fazlasını isteyen bir nesil gümbür gümbür geliyor. Oysa her şeyin daha iyisini, daha yenisini, daha fazlasını isteyen bu gençlere yetinmemeyi kanaat etmemeyi onlara örnek olarak bizler empoze ettik. Sonra geçmişe dönüp nerede o eski günler diye iç geçirdik.

Hakikaten günler mi eskidi, yoksa biz mi eskittik, umarsızca harcadık; aza şükretmeyi yok olana kanaat etmeyi. 

Eskiden bayramlık ayakkabımız başucumuzda dururken heyecandan uyuyamayan bizler şimdi tıklım tıklım dolu ayakkabılarla mutlu olmazken marka isteyen çocuğumuza kızar olduk. Bezlerden,tahtalardan yapılmış oyuncaklarla oynarken uçsuz bucaksız hayaller kuran biz, şimdi son model telefonları,tabletleri olan çocuklarımızı dünyanın her şeye ulaşılabilir olduğu bir çağda bir küçük ekrandan öteye çıkaramadık. Vizyonsuz, amaçsız varlığın içinde adeta bir boşluk olarak büyüyen bir nesli yetiştirdik. Sonra suçlu olan "zaman" oldu. 

Belki de en büyük eksikliğimiz, “var”ın kıymetini “yok” olmadan bilmemek… 

 Şimdi ah vah etmek yerine önce ruhumuzu doyurmayı,şükretmeyi,tevekkülü,kanaati içselleştirmeli ve bizden sonrasına örnek olarak öğretmeliyiz Yoksa, her şeyin içinde hiçbir şeyi olmayan nesiller yetiştirmeye devam edeceğiz. 

Yolumuzun her zaman güzelliklere çıkması temennisiyle..

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ayşe Ayhan Eraslan

Ayşe Ayhan Eraslan

Yazarın Diğer Yazıları