Dün Mağdur Bugün Fail
Bir zamanlar "kadın şiddeti" dediğimizde zihnimizde oluşan tablo belliydi. Mağdur belliydi, fail belliydi. Toplumun en büyük yaralarından biri buydu halen olduğu gibi.
Ama bugün öyle bir noktaya geldik ki, artık bazı haberleri okurken şaşırmaktan çok, "Biz nereye gidiyoruz?" diye düşünüyoruz.
Son günlerde gündeme gelen kadın tacizci iddiaları yalnızca bir olay değil, aslında toplumun geldiği noktayı gösteren acı bir fotoğraf. Çünkü mesele sadece bir kadının ya da bir erkeğin yaptığı yanlış değil. Mesele, sınırların, ahlakın ve vicdanın cinsiyet tanımayacak kadar aşınmış olması.
Bir dönem sadece kadınların yaşadığı mağduriyetlerden söz ediyorduk. Bugün ise erkeklerin de tacize uğradığı, şiddet gördüğü, psikolojik baskıya maruz kaldığı olayları konuşuyoruz. Bu, kadınların yaşadığı acıları küçültmez. Ama bize çok önemli bir gerçeği gösterir:
Kötülüğün cinsiyeti yok.
İyiliğin de...
Toplum olarak uzun yıllar boyunca sorunları kadın-erkek kavgasına dönüştürdük. Oysa mesele hiçbir zaman kadın ya da erkek değildi. Mesele; karakterdi, ahlaktı, vicdandı, sınır bilmeyi öğrenebilmekti.
Şimdi roller değişiyor gibi görünüyor. Dün mağdur olanın yerine bugün fail olan çıkabiliyor. Dün eleştirdiğimiz davranışları bugün farklı bir cinsiyet yaptığında alkışlayanlar bile olabiliyor. İşte en büyük tehlike tam da burada başlıyor.
Çünkü adalet kişiye göre değişmez.
Yanlış, yapanın kim olduğuna bakılarak doğruya dönüşmez.
Bir erkeğin yaptığı tacize nasıl karşı çıkıyorsak, aynı tavrı bir kadın yaptığında da gösterebilmeliyiz. Çünkü vicdan terazisi iki kefeli çalışmaz.
Şimdi süreç belli. Kadın cezai ehliyeti yoktur diye rapor alacak belli bir süre tedavi sonra sil baştan kişi, yer,mekan değişerek farklı hikayeler tıpkı daha önceki yaşanan bir sürü olayda olduğu gibi.
Elbette gerçekten cezai ehliyeti bulunmayan kişilerle ilgili hukuk ve sağlık sisteminin uygulayacağı süreçler vardır. Ancak toplumun beklentisi de şu ki: Kim olursa olsun, eğer bir kişi çevresi için ciddi bir tehlike oluşturuyorsa, yalnızca hukuki tanımlarla değil, toplum güvenliği açısından da gerekli tedbirlerin eksiksiz uygulanması gerekir. Çünkü adalet sadece suç işlendikten sonra ceza vermek değil;yeni mağduriyetlerin oluşmasını da engelleyebilmektir.
Bugün yaşananlar bize bir şeyi daha söylüyor. Biz çocuklarımıza sadece "başkasına zarar verme"yi değil, "karşındakinin sınırına saygı duymayı" öğretmek zorundayız. Ama kadın ya da erkek olduğu için değil, insan olduğu için saygı göstermeyi. Aynı şekilde bir insanın bedeni, özel alanı ve onuru da kadın ya da erkek olmasına göre değer kazanmaz.
Belki de asıl soru şu:
Biz gerçekten nereye gidiyoruz?
Normal olmayan olaylara birkaç gün şaşırıp sonra unutmaya mı?
Ahlakı, sosyal medyanın gündemine göre şekillendirmeye mi?
Yoksa doğruyu ve yanlışı, yapan kişinin kimliğine göre belirlemeye mi?
Eğer bir gün kötülüğün cinsiyetine göre taraf seçmeye başlarsak, işte o gün toplum olarak en büyük yenilgimizi yaşamış olacağız.
Çünkü mesele kadın ya da erkek meselesi değil...
Mesele, insan olabilme ve insan kalabilme meselesi..
Yolumuzun hep iyi insanlara ve iyiliklere cıkması duasıyla...


