Gönlün En Sessiz İmtihanı:Haset
İnsan, kendi duygularını tanıdığını düşünür. Neye kızdığını, kimi sevdiğini, neden kırıldığını bildiğine inanır. Fakat bazı duygular kendisini açıkça göstermez. Başka hislerin arkasına saklanır, farklı gerekçelerle ortaya çıkar. Haset de bunlardan biri.
Kimse kolay kolay “Onu kıskanıyorum” ya da “Onun başarılı olması beni rahatsız ediyor” demez. Çoğu insan bunu kendisine bile itiraf etmek istemez. Bunun yerine başarının yanına mutlaka bir açıklama iliştirir: “Şansı yaver gitti, imkânları iyiydi, zaten önü açıktı, o kadar da büyütülecek bir şey yok, ben istesem ben de yapardım...” Böylece karşısındakinin başarısını doğrudan inkâr edemese bile değerini biraz azaltarak kendi içindeki rahatsızlığı yatıştırmaya çalışır.
Bazen ortada söylenmiş kötü bir söz de yoktur. Sadece bir sessizlik, değişen bir yüz ifadesi, isteksizce edilen bir tebrik ya da güzel bir haberin hemen ardından bulunan küçük bir kusur vardır. Çünkü haset her zaman kötü konuşmakla kendini belli etmez; bazen insanın güzel bir söz söyleyemediği yerde görünür.İmam Gazâlî’ye atfedilen güzel bir anlatıda, öğrencilerinden birinin “Hocam, kalbimizde haset olup olmadığını nereden bileceğiz?” diye sorusuna, Gazâlî’ Evladim, senin yaninda senin bir arkadaşın övüldügünde, başarisı anlatildiğnda eğer kalbinde bir rahatsizlik hissediyorsan sende
haset var." Diye cevapverir. Bu yüzden aslında insanın zaman zaman kendisine sorması gereken soru tam da bu: Bir başkasının başarısı anlatıldığında içimde ne hissediyorum? Gönülden sevinebiliyor muyum, yoksa hemen bir eksik mi arıyorum? Başarısının değerini azaltacak bir gerekçe bulmaya mı çalışıyorum? Aldığı takdir beni neden rahatsız ediyor?
Çünkü insanın karakteri yalnızca kendi başarıları karşısındaki tavrında değil, başkasının başarısıyla kurduğu ilişkide de kendisini gösterir. Bir başkasının başarısını kabul etmek bazı insanlar için zordur. Çünkü kabul ettiği anda farkında olmadan kendi hayatıyla kıyaslamaya başlar. “Ben neden yapamadım, neden o, neden insanlar onu takdir ediyor?” soruları devreye girer. Karşısındaki insanın başarısı, bir anda kendi eksiklerini gördüğü bir aynaya dönüşür.
Belki de hasedin asıl kaynağını burada aramak gerekiyor. İnsan bazen karşısındakinin sahip olduklarını değil, onun kendisine hatırlattığı eksiklikleri kıskanıyor. Birinin cesareti kendi ertelediklerini, üretkenliği yapamadıklarını, gördüğü takdir kendi görülme ihtiyacını, mutluluğu ise hayatındaki memnuniyetsizlikleri hatırlatıyor. Kendi içinde bu duygularla yüzleşemediğinde de karşısındaki insanın başarısını küçülterek rahatlamaya çalışıyor.
Hayatta zamanla fark ettiğimiz başka bir gerçek daha var: Başarılarımıza en çok sevinenler her zaman bize en yakın olanlar olmayabiliyor. Bazen sizi uzaktan tanıyan biri emeğinizi görüyor, takdir ediyor ve hiçbir karşılık beklemeden sizin adınıza sevinebiliyor. Buna karşılık çok daha yakınınızda bulunan, hatta aranızda kan bağı olan biri aynı başarı karşısında sessiz kalabiliyor.
Bunun her zaman sevgisizlikten kaynaklandığını söylemek doğru olmaz. Yakın ilişkiler beraberinde daha fazla kıyas getirebiliyor. İnsan, kendisine yakın gördüğü birinin hayatındaki gelişmeleri kendi hayatıyla daha kolay karşılaştırıyor. Dışarıdaki insan sizi yalnızca olduğunuz kişi olarak değerlendirirken, yakınınızdaki biri bazen farkında bile olmadan sizi kendisiyle kıyaslayarak değerlendirebiliyor.
İşte bu nedenle yabancı birinin “Ne güzel başarmış, helal olsun” diyerek geçtiği yerde, bir başkası aynı başarıya bakıp o kadar da önemli olmadığını anlatma ihtiyacı hissedebiliyor. Oysa başka bir insanın başarısını küçültmek bizi büyütmez. Onun aldığı takdiri değersizleştirmek bize daha fazla değer kazandırmaz. Bir başkasının ışığını azaltmaya çalışmak da bizim ışığımızı çoğaltmaz.
Tam tersine, insanın gönül genişliği en çok böyle zamanlarda belli oluyor. Kendisi henüz ulaşamamışken ulaşanı tebrik edebilmek, kendi hayatında eksik olan bir şeye başkası sahip olduğunda bundan rahatsız olmamak, kendisi alkışlanmıyorken alkışlanan birini gönülden destekleyebilmek ciddi bir iç olgunluk gerektiriyor. Çünkü kendisiyle barışık olan insan, başkasının başarısını kendi başarısızlığı gibi algılamaz. Kendi değerini bilen biri, karşısındakinin değerini azaltarak kendisini büyütmeye ihtiyaç duymaz. Kendi nasibine güvenen de sürekli başkasının nasibini hesaplamaz. Çünkü bilir ki bir başkasının elde ettiği güzellik, kendisinden alınmış bir şey değil.Bu yüzden insanları yalnızca zor günümüzde gösterdikleri tavırla değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Biraz da iyi günümüzde nasıl davrandıklarına bakmak gerek. Güzel bir haber verdiğimizde yüzlerinde oluşan ifadeye, kurdukları ilk cümleye, sevincimize ortak olup olamadıklarına, tebriklerinin arkasına hemen bir kusur iliştirip iliştirmediklerine...
Çünkü bir insanın acısına üzülmek başka, onun mutluluğuna içtenlikle sevinebilmek başka bir gönül hâli. Bazen bir insanın gerçek duygusunu bizim düştüğümüz gün değil, yükseldiğimiz gün daha iyi anlıyoruz.
Hayat da zamanla bize kimin ne kadar yakınımızda bulunduğundan çok, kimin gerçekten gönlümüzden yana olduğunu gösteriyor. Bu nedenle en yakınlarımızın sessizliğini de uzun uzun sorgulamaya gerek yok.Çünkü insan bazen söyledikleriyle değil, söyleyemedikleriyle kendini ele verir.
En nüyük temennim Allah bizi başkasının nasibiyle huzursuz olanlardan değil, başkasının güzelliğine gönülden sevinebilenlerden,başkasının ışığını söndürmeye çalışmak yerine kendi ışığını çoğaltmayı bilen, kıyasla gönlünü daraltmak yerine iyilik ve başarı karşısında gönlünü genişletebilenlerden olmayı ve her daim bu fıtratta insanlarla birlikte olmayı nasip eylesin.
Yolumuz hep güzelliklere çıksın..



