Bir Destandan Öte:Çanakkale...
Bir milletin kaderi bazen tek bir cephede yazılır. Çanakkale işte tam da böyle bir yerdi. Bugün, 18 Mart… Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümü. Aynı zamanda, bu toprakları bize vatan kılmak için toprağa düşen aziz şehitlerimizi anma günü…
Tarih, bazı savaşları yazar ama bazılarını unutmaz. Çanakkale savaşı, sadece bir cephe mücadelesi değildi. Çanakkale, Türk milletinin bağımsızlık ve vatan sevgisini tüm dünyaya ilan ettiği bir diriliş ruhuydu. Burada, yokluk içinde var olmanın, imkânsızın mümkün kılınmasının, azmin ve inancın zaferiydi.Dünyanın en güçlü donanmaları, en iyi eğitilmiş askerleriyle Çanakkale'ye dayandığında, karşılarında bu toprakları kanıyla sulayan bir millet buldu. Düşmanın niyeti açıktı: İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı’yı tarihe gömmek ve Türk milletini esaret altına almak. Ancak hesaba katmadıkları bir şey vardı: Vatanı için gözünü kırpmadan ölüme giden Mehmetçik!
⁶Çanakkale’de yalnızca mermiler değil, iman ve cesaret çarpıştı. 276 kiloluk mermiyi sırtlayan Seyit Onbaşı’nın kudreti, siperlerde "Allah Allah" nidalarıyla ileri atılan askerlerin kararlılığı, açlığa ve susuzluğa rağmen vatan sevgisiyle dimdik duran neferlerin fedakârlığı, bu zaferi getiren en büyük güçtü.Düşman, denizden geçemeyeceğini anladığında bu kez karadan saldırdı. Conkbayırı, Anafartalar, Arıburnu… Her biri ayrı bir destanın yazıldığı cepheler oldu. İşte tam bu noktada genç bir subay, savaşın kaderini değiştiren sözleri söyledi:
"Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!"
Bu emir, 57. Alay için bir ölüm fermanıyken aynı zamanda Çanakkale’nin zafer müjdesiydi. Askerler bir an bile tereddüt etmeden ileri atıldı. Ve o gün, 57. Alay’ın tamamı şehit düştü ama Çanakkale geçilmedi!
Çanakkale Savaşı sadece bir askeri mücadele değil, bir milletin varoluş savaşıydı. 15 yaşındaki henüz bıyıkları terlememiş delikanlılar, cepheye koşarken analarının elini son kez öpüp, dönmek için değil ölmek için gittiler.Ve o yıl bir çok lise hiç mezun vermedi.
Savaşın en acımasız anlarında bile Mehmetçik, insanlığını kaybetmedi. Düşman askerine su veren, yaralıyı sırtında taşıyan Türk askeri, sadece kahramanlığıyla değil, merhametiyle de dünyaya örnek oldu.
İngiliz generaller, "Biz Türklerle değil, cehennemle savaşıyoruz" derken, Avustralyalı Anzak askerleri "Türkler bizim gibi değiller, onlar asla vazgeçmiyorlar" diyerek hayranlıklarını dile getiriyordu.
Onları unutursak, tarih bizi affetmez. Onları unutursak, ruhumuz eksilir. Şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak, onların uğruna savaştığı değerlere sadık kalmak boynumuzun borcu.
Çanakkale bir tarih değildir, bir ruhtur, bir ahlaktır, bir şuurdur. Ve o ruh, bu topraklar var oldukça yaşamaya devam edecektir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, tüm Çanakkale şehitlerini ve vatan uğruna can veren tüm kahramanları rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Ruhunuz şad olsun, aziz şehitlerimiz…

