Çok Bulutlu

11°C
Konya

Sevgi neydi? Sevgi emekti...

Kayıt Tarihi: 10.02.2026 19:58 - Son Güncelleme: 24.04.2026 06:25
YAZI
A

Her yıl aynı tarihte, aynı vitrinler, aynı cümleler… Kırmızıya boyanmış camların ardında satılan duygular, tek güne sığdırılmış hatırlamalar. Sevgililer Günü geldiğinde sevgi hatırlanıyor, ertesi gün yine unutuluyorsa ortada bir sevgi problemi değil, ciddi bir samimiyet sorunu vardır. Çünkü sevgi; takvime alarm kurularak yaşanacak bir duygu değil.


“Sevgi neydi? Sevgi emekti.”

Emek, bir günlüğüne yapılan jest değildir. Emek; süreklilik ister, sabır ister, vazgeçmemeyi göze almayı ister. Yorulduğunda bile kırmamayı, kırıldığında bile tamamen çekip gitmemeyi gerektirir.

Sevgi; pahalı hediyelerin paketinde değil, gündelik hayatın en sade anlarında kendini belli eder. Sabah evden çıkarken kapıyı sessiz kapatmakta, bazen iyi misin sorusunda.. Sorulardaki kelimeler yer değiştirir ama duygusu değişmiyorsa ne dediğin çokta önemli değildir. 


Yunus Emre asırlar öncesinden bugüne hâlâ geçerliliğini koruyan bir cümle bırakır:

“Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”

Dünya kalıcı değil; ama insanların kalbinde bıraktığımız iz uzun süre silinmez.

Bugünlerde sevginin ölçüsü çoğu zaman alınan hediyelerle tartılıyor. Oysa sevgi fiyat etiketiyle büyüyen bir şey değildir. Bazen hiçbir şey almadan da derinleşir. Çünkü sevgi, gösteriş değil; süreklilik ister.


Mevlana’nın dediği gibi:

“Aşk, derdiyle hoş olmaktır.”

Gerçek sevgi kusursuzluk aramaz. Eksikle yaşamayı, zor olanı birlikte taşımayı kabul eder. Sevmek sadece mutlu günlerde kolaydır; asıl emek, zor günlerde vazgeçmemektir.


Sevgi yalnızca iki insan arasındaki romantik bir bağ da değildir. Bir annenin sabrı, bir babanın sessiz fedakârlığı, bir dostun en zor anda kapıyı çalması… Bunların hiçbiri vitrine konmaz ama hayatı ayakta tutar.


Attila İlhan’ın “Ben sana mecburum bilemezsin” sözü ise sevginin vazgeçememe hâlidir. Bu bir zorunluluk değil, gönüllü bir bağlılıktır.


Sevgi; büyük jestlerden çok küçük sürekliliklerle büyür. Birinin yükünü fark etmek, kırıldığında susup uzaklaşmak yerine onarmaya çalışmak, “kendine dikkat et” demeyi ihmal etmemek… Bunlar pahalı değildir ama değerlidir.

Özel günler geçer, paketler açılır, çiçekler solar. Geriye kalan ise gösterilen ilgi ve sürdürülen emektir. Çünkü sevgi, kutlandığında değil; sürdürüldüğünde gerçektir.


Ve belki de Sevgililer Günü’nün tek anlamlı tarafı, unutulmuş incelikleri hatırlatma ihtimalidir. Söylenmemiş bir teşekkür, ertelenmiş bir özür, ihmal edilmiş bir sarılma… Ve sevilmek için, hatırlanmak için yalnızca bugünü bekleyenlerin içindeki o sessiz beklenti. Eğer bu gün, kalpteki ihmalleri fark ettiriyorsa kıymetlidir. Ama sevginin tek sahnesi hâline geliyorsa, geriye kalan günlerin sessizliği daha çok şey anlatır.

Eğer sevgi, 14 Şubat’ta hatırlanıp 15’inde unutuluyorsa adı sevgi değil, takvim alışkanlığıdır. Gerçek sevgi; hediyenin bittiği yerde değil, emek bitmediği sürece yaşayan ve her gün yeniden seçilen bir sorumluluktur.

Temennim şu ki;

Sevginin yalnızca hatırlanan değil, taşınan bir sorumluluk olduğu günlere uyanalım. Birbirimizi özel günlerde değil, zor zamanlarda da görebilelim. Daha az gösterip daha çok emek verelim. Sevilmek için takvim beklemeden, sevmek için bahane aramadan yaşayalım. Ve sevginin adını her gün koyabilelim; sessizce, içtenlikle, vazgeçmeden...

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ayşe Ayhan Eraslan

Ayşe Ayhan Eraslan

Yazarın Diğer Yazıları