O Kadar Da Özgür Olunmaz!
Geçtiğimiz hafta sonu bir YKS heyecanı ile binlerce öğrenci hayatlarının en keskin dönemeçlerinden birini iki gün içinde dönüp yarınlara yürümeye başladılar. Sınava yetişemeyenlere kolluk kuvvetlerinin yardımı mutlu ederken son 5-10 saniye ile kapıda kalan gençlerin şaşkınlık ve üzüntüleriyle biz de hüzünlendik. Anne babaların umutla ettikleri dualara biz de amin dedik bahtları açık olsun. Böyle tatlı bir ruh halinde geçip giderken hafta sonumuz, bir hanımefendi çıktı başka bir hanımefendinin giyim tarzı ve tercihleri üzerinden şuursuzca konuştu. Pişman olduğunu, özür dilediğini beyan etmiş ama tabi ki gereken yapıldı ve mahkemeye sevk edildi.
Asla hakkı yoktu ki; konuşma özgürlüğüm var diye her aklına geleni konuşmanın bedelini ülke gündemine bomba gibi düşerek ödedi. Videoyu izlerken sözleri bir yana yüzündeki o sinsi tebessüme takıldım. Kendini üst akıl kabul edip keyifli bir intikam alır gibiydi. Travmaları vardır belki dedi bir arkadaşım. Yok artık daha neler diye cevapladım. Hepimizin çocukluğunda yaşadığı türlü travmatik öykü var farklı farklı olaylarda. Ancak artık yetişkin olduk. Geçmişte yaşadığımız olumsuz olayların günümüze tezahür edişini biraz daha akıl süzgecinden geçirerek sağlamalıyız. En azından kimseyi dış görünüşü, giyimi, kilosu sonra inançları ve tercihlerinden yola çıkarak konuşmak kimsenin haddi değildir. Hele ki güya kendi aklınca ceza biçmek, kapatılsınlar – imha edilsinler diye konuşmak nefes israfıdır.
Birbirimize hiç mi bir şey söylemeyeceğiz. Ancak iyiye güzele yönlendirmek için konuşabiliriz. Müslüman da olarak tebliğ görevi var elbette ama bunu uygun sözlerle uygun tarzda yapmak lazım. Eğer ki tanıdığımız birinin kendine zarar verici, topluma kötü örnek olacak bir hali varsa; doğruya yönlendirmek adına samimiyetin el verdiği derecede tatlı dil ile söylemek yeterli. Bir nefes fazlası hem ikili ilişkilerimize zarar verir hem de yönlendirmeye çalıştığımız doğruya olumsuz bir bakış açısı doğurur ki hiçbir şeye faydası olmaz bunun. Bazen de gerçekleri kabul edemeyebilir sevdiklerimiz. Yaşamaları gereken imtihan varsa yaşarlar nihayetinde.
Bırakalım kim neye inanmak istiyorsa öyle inansın, nasıl giyinmek istiyorsa giyinsin. Sınırsız özgürlükten yana da değilim. Hep söylediğim gibi dengeleri koruyarak herkes özgür olsun. Yaptığı ya da yapmadığı her şeyin getirdiğini güzellik ve zorluğuna razı olarak, kendi özgürlük sınırlarını kendisi belirlesin. Ama bireysel, toplumsal ve insani ölçüler, değerler dâhilinde olmalı bu özgürlük. Çünkü birinin ya da bir grubun sınırsız özgürlüğü başka bir tarafın mutsuzluk, huzursuzluk sebebi olabilir. Hayatımızı düzene sokan saygı dairesinde, nezaketi çerçevesinde zararsızca özgür olalım.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın ‘Allah’ın soracağı soruları sormayın’ diye bir sözü var hani, ne hikmetli söz. İnancı, kulluğu bizi ilgilendirmez kimsenin. Biz çay içer misin, senin için geldim, seni özledim, sen seversin diye meyveli kek yaptım diyebiliriz. Senin için ne yapabilirim diye sorabiliriz. Yüzüne bakıp içten bir gülümseme ile ben buradayım, yanındayım diyerek sevgimizi belli edebiliriz. Fazlası bir kulun, kulluğunu aşar.
Her güzelliğin sonu sevgiye ulaşıyor. Yazmaya başlarken başka bir türkü vardı aklımda, bitirirken Selanik’ten geldi bu haftanın türküsü. Bülbülüm altın kafeste aman diye başlıyor. Söz müzik anonim. Melike sevdiğiyle değil de başkası ile nişanlanır. Nişanlısının hediye ettiği kafesteki bülbülün esareti sevdiğine kavuşamayan genç kızın çaresizliğinin, hüznünün simgesi olur. Sonra da bu güzel türküye ilham olur. Sevdalar için, altın kafesteki bülbüller için dinleyin bu hafta. Görüşmek üzere, mutlu kalın…


