Baskılı Mahalle
Bir ara ne meşhurdu mahalle baskısı. Mahalle baskısı diğer adıyla el âlem ne der düşüncesi kimine göre olumsuz bir durdurucu olarak hayatı şekillendirdi epeyce bir zaman kimine göre de hayatın en önemli olumlu kontrol mekanizmasıydı. Ayıp olur, konu komşuya ne deriz? Yüz yüze bakıyoruz yapılmaz öyle şey. İnsan içine çıkacak yüzü kalmaz öyle yaparsa ve daha benzeri pek çok cümle ile olumlu bir durdurucu unsurdu herkes için. Azaldı, zaten artık aldıran da yok mahalledeki komşu teyze ne demiş, dayı-amca-yenge bu konuda ne düşünüyor. Kimisi mahalle baskısının sesini duymuyor, duysa da umursamıyor. Sınırsız özgür olduğumuzu düşünüyoruz kimisi de şuursuzca.
Toplumu şekillendiren yazılı olmayan kurallar arasında liste başı olan bu mekanizmanın yanıldığı zamanlar olmadı mı, oldu tabi. İlk aklıma gelen geçen cumartesi konuştuğumuz …… abla oldu. Sultan abla için yazdığım satırları okuyunca aramış beni. Baba evine el âlem ne der diye dönmekten utanan yeni gelin …… abla. Çektiği eziyetten çaresiz olsa da ailesi kızı koca evinden geri döndü denmesin diye kabul etmek istemedi. Aradan geçen zor yıllar neticesinde bir cesaret ile bir gün herkese kırmızı kart gösterdi ...... abla ve hayat maçının seyrini değiştirdi. Kumar batağına battıkça batan o adam ile tüm bağını da bir şekilde kesti. Yıllar sonra o adamın vefatını konuştuğumuzda aslında kötü insan değildi, ama öyle bir batağın içindeydi ki bize ne yaptığını fark etmedi diyerek anlattı ama ağlamadı. Ailem, yuvam dağılmasın diye güya bana yüz vermedi, yaşadıklarımı tam göremediler oysa bizim yaşadığımız yer de güya yuva idi dedi ama yine ağlamadı. Sabret düzelir dediler ama zaten o düzelemedi ben de sabredemedim dedi ve şöyle bir içini çekti yine ağlamadı. En son kendi evinden kucağında kızı ile ayağında balkon terlikleriyle düşe kalka kaçarken burnunun direği sızlamış. Kumarda kaybedip feci bir dayak yiyip eve neredeyse yarı baygın gelen kocasını uyurken, onu bırakıp korkudan doğan cesaretine sığınıp, koşarken gözleri dolmuş. Herkesten hala gizlediği o akraba hanımefendiyi arayıp abla kaçtım ben derken de ağlamamış. Sadece boşanma davası için mahkemede kocası onun gözlerine bakıp affet dediği an ağlamış. Çok ağlamış hem o hem kocası çok ağlamış, ben kocamı çok sevmiştim çünkü dedi. Neden ağladın …… abla diye sordum. Benim gibi sevmediği için, sevemediği için ağladım, sevgim evimi yuva yapamadığı için, yuvam kumar masalarına yenildiği için ağladım. Kızım babasından hep korkmak zorunda kaldığı için bir de anne babam el âleme yenik düştüğü için ağladım dedi.
En son da kızı öğretmen olup atandığında ağlamış ama mutluluktan. Başka türlü hiç dökülmemiş gözyaşları. Belki torunumu kucağıma alınca ağlarım dedi. Acıyı hissetmek istemiyor, mutluluğu içinde filizler versin diye gözyaşlarıyla suluyor mutluyken bence. Çok güçlü cesur bir kadın olarak biliniyor etrafında ancak geçmişine dönemeyecek kadar nahif.
Çok çabaladı maddi manevi bütün şartlarını kendisi ve çocuğu için mümkün olan en muhteşem hale getirdi. Hala da ayakta durmak için çabalamaya devam ediyor bir fabrikanın yemekhanesinde çalışıyor, emekli olabilmesi için iki yıl kadar kalmış. Aileme de kızmıyorum onlar da doğru sandıklarını yaptılar diyor. Kimseye kırgın ve kızgın değil sadece kocasına kırgın çok derinlerde bir yerde. Köşemde yazacağım seni …… abla haftanın şarkısını da sen seç dedim.
İlk önce Yar Demedin olsun dedi ama hemen değiştirdi. Neşeli olsun bayram günü gibi dedi ve Hayat Bayram Olsa şarkısını seçti. Söz Şenay’a, beste ise Kolegjero. O halde bu hafta …… abla ve hepimiz için dinleyelim. Bütün dünya buna inansa….
Görüşmek üzere, mutlu kalın…

