Kıyamam Sana
Anneler Günü’nü daha arkamızda bıraktık. Bir reklam üzerinden yine anne olmak yorumlandı. Oysa hiç kimsenin buna hakkı yoktu… Elbette bir insan dünyaya getirmekle bir hayvanı sahiplenmek aynı terazi de tartılmaz, tartılmamalı. Bir evlat dünyaya getirmek, onu nefes nefes büyütmek, sonsuz sevmek, büyük kaygılar çekmek, hayaller kurmak ne muazzam ne muhteşem. Bence de her kadın bir evlat dünyaya getirerek anne olmalı, o emsalsiz ruh halini, o sonsuz sevgi halini, mucizeyi yaşamalı.
Peki, kaderi ne yapalım? Tercihen çocuk doğurmadığını ve hayvan sahiplendiğini zanneden/savunan bir kadının nasibinde yok ve imtihanı bu yönden işte. Allah’ın insanloğlundan yazmadığı anneliği, sahiplenebildiği bir hayvan ile tatmaya çalışan kadınlara daha az mı yüklenilse acaba? Neler yaşıyor olabilirler? En yakınlarının çocuklarına bile sarılırken annesi gibi sarılamaz geleceği hakkında hayal kuramaz, eğitimleri hakkında okuduğu faydalı bilgiyi bile paylaşamaz. Ne kadar severse sevsin canını o çocuğa kalbinden akıtmak istese bile şu cümle durduruyor belki de ‘sen annesi değilsin’. Sonra ‘sen anne değilsin ki bilemezsin’ var bir de. Hatta kalbe uğramadan şuursuzca dilden firar eden ‘anne olmayan bilemez, anne olmayan merhametsiz olur’ da var. Aaa durun bir de masum bir bebeği seven bekâr hanımefendiler için ‘Allah sana da versin inşallah ama… diye başlayan, içinde eser miktarda empati, yüksek doz aşımı annelik heyecanı barındıran, anneliği şahsına sahiplenmiş cümleler var. Hele yaşı 38-40 ve üzeri ise devamı da gelir ‘hani yaşın da var ama olsun, tüp bebek yaptırırsın ama önce bir baba bulman lazım’ diye kahkahalara iliştirilmiş, samimiyet sosuna batırılmış güya şaka ile karışık gerçeği bilgelikle söylerler. Çünkü o bekâr hanımefendi bilmiyordur!
Bu tatsızlıklara maruz kalıp, kendi dünyasına saklanan, bir kedi – köpek sahiplenen, o canda koşulsuz sevgiyi arayan ve bulan hanımefendiler ne kadar suçlanmalı? Ya da hiç kimsesi kalmamış bir hanımefendinin içindeki evlat sevgisini hayvanlara cömertçe sunması ne kadar ayıplanmalı?
Diğer yandan çocuk doğurmayı bir yük, anneliği bir başka insan evladına hizmetkârlık gibi gören diğeri kadar tatsız bakış açısı da var tabi. O da içinde yüksek dozda bencillik belki bir o kadar da korku barındıran, yaradılış fıtratımızla çatışan bu bakış açısı da en az diğeri kadar acımasız. ‘Geceleri uykumu bölemem, bir başkasını hayatımın merkezine alamam, bedenimin bozulmasını istemiyorum, bu dünyaya bir kere geliyorum, hayatımı yaşamak istiyorum elime ayağıma dolanır şimdi çocuk ve daha neler neler… Anne olmak kaderine yazılsaydı bu sözlerin hükmü var mıydı?
‘Arkadaşlarımın annesi yok daha sessiz kutlayayım anneler gününü, onun evladı olmadı hadi kızım teyzeni ara, evlatlarını kaybetti bir hatırını sorayım sevindireyim komşu teyzeyi’ diyen nazik insanların hakkı teşekkürlerle teslim etmeli tabi. Dileğim şu ki; kırıcı, haddi aşan her cümle hedefine varamadan yok olsun. Saygıda tartışılmaz mecburiyet, sevgide çoktan seçmeli keyfiyet var. Ama sevgide sonsuzluk olsun lütfen.
Bu haftanın şarkısı Leman Sam’dan ‘Kıyamam sana’.‘Senden vazgeçmek uğruna nasıl bir savaş verdiğimi’ diyor. Çok doğru olmayan hayat süren bir kadının çocuğunu bırakmak zorunda kalması üzerine yazdığı veda satırları diye okumuştum bu şarkının hikayesini. Başka bilgi de var ama o kadının satırları olduğu düşünmek daha romantik geliyor bana. Kötülükten korumak için çaresiz kalıp evladından vazgeçmek zorunda kalan anneler var hepimiz biliyoruz. O anneler için dinleyin lütfen bu hafta.
Görüşmek üzere, mutlu kalın…

