Hayat Dengeymiş
Hayat benim için bir dönem farkındalık oldu. Diyordum ki insan farkında olursa mutlu olur, tamam olur. İnsanın kibre kapılmadan kendinin güzel, iyi niteliklerini bilmesi buna göre yaşaması yeter sanıyordum. Yanılmışım…
Her fırsatta kendimi dinledim, gözlemledim. Ne hissediyorum, ne kadar doğru davranıyorum, yanlışlarımın farkında mıyım? Farkında mıyım sorusu hayatımı şekillendirir olmuştu. Sonra da doğru davranmalıyım kalıbı geldi. Kimseyi kırmayayım, her durumda doğruyu yapayım derken bir baktım ki bana bahşedilen biricik beni kaybediyorum. İtiraf edeyim ki robotik bir hal alacağım diye korktum. Anladım ki, hayat sadece farkında olmak ve doğru yapmak değilmiş. Hatta farkında olmaya yanlışların, tatsız tarafalarımızın da dâhil olduğunu anladım. Doğru yaptım zannederken yanlışlarım vardı çünkü. Bunlardan birisi de farkında olarak tamam ve mutlu olacağımı zannetmekmiş meğer, büyük yanılmışlık bence.
Son 6-7 yıldır hayatın denge olduğu kanısına tutundum. Ne kadar sürdürülebilir, hayat böyle ne kadar tatlı oluyor hala anlamaktayım, öğrenmekteyim. Fena değil gibi şöyle… Neşemi daha az saklıyorum artık, vazgeçmelerim daha kolay oluyor, pek çok şeye daha az üzülüyorum. Her şeyin geçeceğini daha kolay anlatıyorum bana. Kendimi yeniliklere, yeni insanlara, durumlara daha kolay açıyorum artık. Yapmak istediğim güzel şeyler için acaba demiyorum, vicdan azabı çekmiyorum artık. Demek ki öyle olması gerekiyormuş diyorum. Hele kendimle ilgili durumlarda daha cesurum kesinlikle; kendim için böyle uygun buldum deyip kapatıyorum konuyu. Renklerimi korurken sadeleştim, kolaylaştım diyebilirim. Önceleri kırılgan yanımı koruma çabasıyla daha keskinken şimdi daha esnek ve kabul halindeyim. Benim için mahsuru yok deyip çekiliyorum artık, çok yakınım değilse kimseyi doğru olana taşımak için çabalayıp canımı fazlaca üzüp yormuyorum. Her ne kadar beni iyi tanıyanlar hala temkinli olduğumu söyleseler de mevcut değişikliğimi oldukça dengeli buluyorum. Hem benim hayatım hem de herhangi bir şekilde iletişim halinde olduğum herkese daha tatlı davranıyorum. Yaşamayı bana ve herkese daha tatlı, keyifli sunuyorum.
Sevdim bu dengeli olma halimi ben canım. Önce beni sonra da benimle iletişimi halinde olanları gözlemliyorum 6-7 yıldır. Yaşamı kavramanın sacayaklarından biri de gözlemlemekmiş gibi geliyor bana. Kim neyi neden nasıl nerede yapıyor? Olası sonuçlar, bu sonuçların kişiler durumlar üzerindeki olumlu–olumsuz etkileri vs vs.
İyi ki de böyle yapmışım. Sizlere bahsetme imkânı olmadı. Dengede kalmanın verdiği huzur ve cesaret bana çocukluk hayalimi hediye etti. “TİYATRO” Gözlemlemek tiyatronun temel aracı. Tiyatro sahnesinde olmayı 5-6 yaşlarından beri hayal ettim hep. Nasip oldu çok şükür. Demek ki bu günlere hazırlamış canım hayat beni. Bizler Sanathane Konya olarak çok güzel bir çabanın, yoğun bir çalışmanın içindeyiz. Mis kokulu meyvelerini de alıyoruz. Haftaya inşallah daha ayrıntılı bahsedeyim bu konudan.
Keyifle, gülümseyerek yazdığım satırlarımın sonunda bu hafta bir türkü var. Öyle sık dinlerim ki bu türküyü. Karacaoğlan yazmış sözlerini müziğini de İsmail Altunsaray yapmış.’ Kız senin senin senin de derdin neyidi senin?’ Kendime çok sır sorarım bu soruyu. Henüz bulamadım yanıtı. Dengeli halim şuan dedi ki ‘bu kadar sorgulama seni, bir gün gelir o yanıt, yalnızca güzelce yaşa anını’ O zaman siz de bu kez haftanın türküsünü benim için dinler misiniz lütfen. Görüşmek üzere, mutlu kalın…

