Mesafeliyim Sana…
Hepimizin haftada bir kez bile olsa duyduğumuz cümle. ‘Yapay zekâ gelecek her işi robotlar yapacak insanlar işsiz kalacaklar.’ Biraz ürkütücü bir durum. Robotikleşmenin kolaylık olduğunu düşünüyoruz aslında yanlış da değil hani, ameliyatlar yapılıyor, sanayide üretimde fayda sağlıyor, evleri bile yuvarlak kendi kendine hareket eden süpürgeler süpürüyor. Teknoloji ilerliyor da ilerliyor. Robotları üretenlerin insanlar olduğunu ve bu nedenle insanların yok sayılamayacağını biliyoruz. Bu ‘olmaz öyle şey’ söylemini destekleyen bakış açılarından biri. Ancak ben aynı cümleyi teknolojinin, hayatımızın merkezinde haddinden fazla yer almasının insan kimyasına uygun olmaması ile ‘olmaz öyle şey’ diyenlerdenim.
Çok ileri teknolojiye biraz mesafeliyim açıkçası. İtiraf ediyorum ki, yıllar önce izlediğim filmden fazlaca etkilenmiş olabilirim. Savaş için üretilen robot askerlerin yazılımlarının düşman kuvvetlerin eline geçmesinin ardından büyük bir sorun doğuyordu, büyük çabalarla işler yoluna konuyordu. Ve evet robot süpürge mecbur kalmadığım sürece düşman askeri gibi bir şey benim için. Ya bir gün kendi kendine evde dolaşmaya karar verirse, bu yüzden çok mesafeliyim kendisine.
Biz robot süpürgeden, robot askerlerden, kendi kendine yemek yapabilen tencerelerden bahsediyoruz ve hiç de hayal ürünü gelmiyor hani. Ancak bundan şöyle 150 yıl öncesine gitsek, giderken de robot süpürge alıp gitsek ne olurdu acaba? Günümüzde pek çok evde var ama yıllar öncesi için hayret verici. Belki de şeytan işi falan da derler.
Çocukken gelini bulaşık makinesi aldı diye söylenen kayınvalideleri dinlemişliğim var, şimdi ise çok sıradan bir makine. Teknoloji kolaylık ve konfor sağlıyor o kesin. Bir yanım teknoloji mesafeliyken bir tarafım sağladığı kolaylıklardan da asla vazgeçmek istemiyor. Hiç birimiz elimizde çamaşır ya da bulaşık yıkamak istemeyiz. Televizyon, telefon keyfimizden ödün vermek istemeyiz. Bu satırlarım bile teknolojinin ilerlemesiyle basılı yayın olmadan ulaşıyor artık sizlere. Sayısız örnekleme mümkün.
Ancak çok değil biraz emek harcayarak ulaşabildiğimiz keyiflerimizin korunmasını da çok arzu ediyorum gerçekten. Kolaylık evet çok güzel ama şöyle ateşte yavaş yavaş pişmiş kahvenin kokusu bambaşka. Gazete kâğıdının, kitap sayfalarının kokusu bambaşka. Elektrikli çaycıda demlenen çayı kokusu bile az oluyor sanki; çaydanlık çayı sevenlerdenim. Teknoloji işlevsel olarak çok büyük kolaylıklar sağlasa da kokuyu, keyfi, duyguları taklit bile edemez.
Başkaları için hayata aksedişi daha kolay olsa bile biz duygusal bir milletiz. Bizi zor alır içine bu girdap. Zorlarız yani sistemi. Çünkü bizler mantıklı, faydalı olanı değil de duygulu olanı; daha az fayda sağlayacağını bile bile seçen insanlarız. Robotlar, yapay zekâ ürünleri, makineler asla ama asla duygularımıza ‘gerçekten’ hitap edemez, yönlendiremez.
Yapay zekâ ile neler neler yapılıyor, şarkılar bile yazılıyor ama hemen belli oluyor eksik yanı. Duygu yüklü gibi ama değil, çünkü duygular taklit edilemez. O yüzden içim çok rahat. İnsanlık haklı yerini ve doğru duruşunu muhafaza ettiği sürece yapay zekâ ve mamulleri bizlerin emrine verilmiş nimetler olarak kalmaya devam edecektir bence. Yeter ki biz insanlar etik değerlerimizi korumaya kararlı olalım.
Bu hafta bir Erzincan türküsü dinleyelim mi? Karacaoğlan’a ait olduğa dair bilgiye ulaştığım, tabi ki teknoloji hediyesi internetten. Mehmet Özbek derleyip notaya almış. Umut Sülünoğlu’ndan dinlemeyi çok sevdim. ‘Bülbül havalanmış yüksekten uçar, has bahçe içinde gülüm var deyi’ diyor. Yapay zekâ bülbül ile gülün aşkını bilir ama hissedemez. Ancak biz hissederiz. Bu hafta bülbül ile gül için dinleyelim mi? Dünyamızda kim gül kim bülbül keşfederiz belki.
Görüşmek üzere, mutlu kalın…

