Bir parti kendi kendini tüketirse...
Cumhuriyet Halk Partisi...
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisi...
Aynı zamanda bugün ülkenin en büyük muhalefet partisi.
Dolayısıyla CHP'de yaşanan her gelişme yalnızca parti üyelerini değil, milyonlarca vatandaşı da yakından ilgilendiriyor. Çünkü güçlü bir demokrasinin olmazsa olmazlarından biri, güçlü ve kurumsal bir muhalefettir.
Ancak son aylarda CHP Konya teşkilatında yaşananlara baktığımızda, vatandaşın konuşmasını beklediği konuların yerini parti içi hesaplaşmaların aldığını görüyoruz.
Ekonomi yerine disiplin süreçleri...
Çiftçinin sorunları yerine görevden almalar...
Gençlerin geleceği yerine mezar taşı protestoları...
Konya'nın meseleleri yerine sosyal medya polemikleri...
Ne yazık ki son dönemde CHP Konya'nın gündemi bunlardan ibaret.
Önce gençlik kollarındaki görevden almalar yaşandı.
Ardından parti binasının önünde sembolik mezar taşıyla protesto yapıldı.
Kendi gençleri, kendi il başkanını protesto etti.
Parti binasında gerginlik yaşandı.
Sonra kurultay tartışmaları Konya'ya yansıdı.
İl başkanlığı binasından bazı fotoğrafların kaldırıldığı konuşuldu.
Ardından CHP Merkez Yönetim Kurulu düğmeye bastı.
İl Başkanı Nejat Türktaş görevden alındı.
İl yönetimi görevden alındı.
Disiplin kurulu görevden alındı.
Üstelik bununla da kalınmadı.
Nejat Türktaş hakkında kesin çıkarma talebiyle disiplin süreci başlatıldı.
Yerine Refik Serttaş atandı.
Daha yeni göreve başlayan Refik Serttaş bu kez parti binasının duvarlarına yazılan hakaret içerikli ifadelerle karşılaştı.
Duvarlarda sadece yeni il başkanı değil...
CHP Konya Milletvekili Barış Bektaş...
Selçuklu İlçe Başkanı Ali Naci Çobanoğlu...
Ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu da hedef alındı.
Refik Serttaş'ın bu çirkin görüntülere sert tepki göstermesi ise son derece yerinde bir tavırdı.
Çünkü demokratik siyasette eleştiri olur.
Muhalefet olur.
Fikir ayrılığı olur.
Ama hakaret olmaz.
Vandalizm olmaz.
Duvarlara kin kusmak, siyasete hiçbir şey kazandırmaz.
Ancak dikkat çeken başka bir ayrıntı daha var.
Aylar önce gençlerin protestosunda kullanılan "CHP Konya Gençlik Kolları" yazılı sembolik mezar taşı, bu kez yeni il başkanlığı makam koltuğunda ortaya çıktı.
CHP Meram Gençlik Kolları Başkanı Elda Sude Akça'nın paylaşımı da dikkat çekiciydi.
"CHP Konya İl Başkanı olduğunuz zaman etten duvar örerek partiye almadığınız gençlerin hediyesiydi. Görünen o ki gençler hafızanıza unutamayacağınız bir iz bırakmış."
Siyasette semboller çok şey anlatır.
Bazen tek bir fotoğraf, saatler süren açıklamalardan daha güçlüdür.
Bu fotoğraf da CHP Konya'daki kırgınlığın, kutuplaşmanın ve hesaplaşmanın henüz bitmediğini açıkça gösteriyor.
Bir başka dikkat çeken konu ise Sayın Nejat Türktaş'ın siyasi söylemindeki değişim.
Yakın zamana kadar Kemal Kılıçdaroğlu'nun en ateşli savunucularından biriydi.
Bugün ise aynı Kılıçdaroğlu'na "hain" diye sesleniyor.
Elbette herkes fikir değiştirebilir.
Siyasette saf değiştirmek de mümkündür.
Kimse buna itiraz edemez.
Ancak kamuoyu da şunu sormakta haklıdır:
Dün doğru dediğiniz bugün mü yanlış oldu?
Yoksa değişen ilkeler değil de siyasi dengeler miydi?
Siyaset, hafızası olan bir kurumdur.
Toplum dün söylenenleri de unutmaz, bugün söylenenleri de.
İşin belki de en düşündürücü tarafı ise şu...
Cumhuriyet Halk Partisi yıllardır iktidara yeterince etkili muhalefet yapamadığı yönünde eleştiriliyor.
Bugün ise görüyoruz ki iktidara karşı gösterilemeyen sert muhalefet, parti içinde birbirlerine karşı gösteriliyor.
Düne kadar aynı masada oturanlar bugün birbirlerine "hain" diyor.
Aynı rozeti taşıyanlar birbirlerini disipline sevk ediyor.
Aynı partinin gençleri il başkanlarına mezar taşı bırakıyor.
Kendi parti binalarının duvarlarına yine kendi mensupları tarafından yazılar yazılıyor.
İnsan ister istemez düşünüyor...
Bu kadar enerji...
Bu kadar mücadele...
Bu kadar sert muhalefet...
Eğer iktidarı denetlemek ve milletin sorunlarını gündeme taşımak için harcansaydı, belki bugün Türkiye çok farklı bir siyasi atmosferi konuşuyor olacaktı.
Bir başka açıdan bakınca tablo daha da endişe verici.
Allah ülkemizi korusun...
Bugün kendi teşkilatlarında yaşanan bu kadar sert ayrışma, bu kadar ağır itham ve bu kadar büyük krizler, yarın ülke yönetiminde yaşansaydı nasıl bir tablo ortaya çıkardı?
Bir siyasi parti, kendi içinde uzlaşı üretmekte zorlanıyorsa; vatandaş da doğal olarak "Yarın ülkeyi yönetmeye talip olduklarında benzer anlaşmazlıklar yaşanırsa ne olacak?" diye soruyor.
Devlet yönetimi öfkeyle değil akılla yapılır.
Kişisel hesaplaşmalarla değil ortak sorumluluk anlayışıyla yürütülür.
Bu görüntüler ise maalesef kamuoyunda güven oluşturmuyor.
Önümüzde farklı senaryolar konuşuluyor.
Parti içindeki ayrışma daha da büyüyebilir.
Ya da taraflar yeniden aynı çatı altında buluşabilir.
Peki o zaman?
Bugün birbirine "hain" diyenler...
Bugün birbirini disipline gönderenler...
Bugün sosyal medyada birbirlerini hedef alanlar...
Bugün duvarlara birbirleri hakkında yazılar yazanlar...
Yarın aynı masaya oturduklarında birbirlerinin yüzüne nasıl bakacak?
Vatandaşa hangi birlik mesajını verecekler?
Ve en önemlisi...
Millet bütün bunları gördükten sonra bu kadrolara nasıl güven duyacak?
Siyasette eleştiri olur.
Rekabet olur.
Fikir ayrılığı olur.
Ama kullanılan dil öyle bir noktaya gelmemeli ki yarın aynı çatı altında buluşmanın yolu tamamen kapansın.
Çünkü siyasetçiler gün gelir birbirlerini affedebilir.
Ama milletin kırılan güvenini yeniden kazanmak çok daha zordur.
Bir de basın meselesi var.
Geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir haberin ardından Sayın Nejat Türktaş, sosyal medya paylaşımımızın altına "Yalan haber yapmayın. Biz istediğimiz yerde açıklama yaparız." şeklinde bir yorum yaptı.
Açıkçası buna şaşırdım.
Çünkü yıllardır bu mesleğin içindeyim.
Bir haberde yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bölüm varsa bunun yolu bellidir.
Gazeteyi ararsınız.
Gazeteciyi ararsınız.
Bilgiyi paylaşırsınız.
Belgenizi gönderirsiniz.
Düzeltme talep edersiniz.
Biz bugüne kadar yaptığımız her haberde bu kapıyı açık tuttuk.
Yanlış yaptıysak düzeltmesini de yayımladık.
Ancak il başkanlığı yapmış bir siyasetçinin sosyal medya üzerinden "yalan haber yapmayın" diyerek gazetecileri hedef alması doğrusu talihsiz bir yöntemdir.
Eleştiri elbette olur.
Gazeteciler de eleştirilebilir.
Ama bunun da bir üslubu vardır.
Bir yöntemi vardır.
Sosyal medya yorumlarıyla gazetecilerle polemik kurmak, tecrübeli bir siyasetçiye yakışan bir refleks değildir.
Son söz...
Türkiye'nin en büyük muhalefet partisinin Konya'da; mezar taşlarıyla, duvar yazılarıyla, disiplin soruşturmalarıyla, birbirine yöneltilen ağır hakaretlerle ve bitmeyen iç kavgalarla gündeme gelmesi gerçekten üzücüdür.
Çünkü vatandaş artık kavga görmek istemiyor.
Çözüm görmek istiyor.
Projeler duymak istiyor.
Ekonomiye dair öneriler dinlemek istiyor.
Konya'nın sorunlarına ilişkin somut çalışmalar görmek istiyor.
Muhalefetin görevi de tam olarak budur.
İktidarı denetlemek...
Eksikleri göstermek...
Alternatif üretmek...
Millet adına siyaset yapmak...
Temennimiz odur ki CHP Konya, bundan sonra iç hesaplaşmalarıyla değil; Konya'nın sorunlarına sunduğu çözümlerle, yapıcı muhalefetiyle ve demokratik olgunluğuyla gündeme gelsin.
Çünkü güçlü bir iktidar kadar, güçlü ve itibarlı bir muhalefet de demokrasinin vazgeçilmez şartıdır.

