Çok Bulutlu

17°C
Konya

Kendi Evinde "Kayyum" Düzeni: CHP Konya’nın Demokrasi Çıkmazı

Kayıt Tarihi: 28.04.2026 19:38 - Son Güncelleme: 30.04.2026 18:37
YAZI
A

​Cumhuriyeti kuran, Türkiye’ye demokrasiyi getirmekle övünen ve her fırsatta "milli irade" kavramını kutsayan Cumhuriyet Halk Partisi, maalesef bugünlerde Konya’da tam bir "samimiyet sınavı" veriyor. Gençlik kollarının hiçbir somut gerekçe sunulmadan görevden alınması, sadece yerel bir idari tasarruf değildir. Bu, partinin en üst kademesinden en altına kadar sirayet eden kronik bir "iktidar hırsı" hastalığının, kurumsal kimliğin önüne geçmesidir.

​Konya’daki bu krizin köklerine indiğimizde karşımıza ideolojik bir ayrılık değil, tamamen Ankara merkezli bir güç savaşı çıkıyor. Bir tarafta, Genel Başkan Özgür Özel’in rüzgarıyla yerel gücünü konsolide etmeye çalışan, teşkilatları kendi ajandasına göre dizayn eden bir İl Başkanlığı var. Diğer tarafta ise; Kemal Kılıçdaroğlu döneminden kalan nüfuzunu korumaya çalışan ve mevcut yönetimin alanını daraltmak için "örgüt iradesi" söylemine sarılan Milletvekili Barış Bektaş cephesi...

​Burada asıl mesele demokrasi değil, "partiye kim hakim olacak?" sorusudur. İl Başkanı, teşkilatı tamamen kendisine dikensiz bir gül bahçesi yaparak bir sonraki seçimde milletvekilliği ya da il baskanlığı koltuğunu garantileme derdindeyken; Milletvekili ve ekibi de bu yeni yapılanmanın kendilerini tasfiye edeceğini bildiği için bayrak açmış durumda. Yani ortada bir "haklı" taraf yok; sadece çıkarları çarpışan iki ayrı klik, iki ayrı hesap var. Parti içi klikleşme, ne yazık ki memleket meselelerinin önüne set çekmiş durumda. 

​Günlerdir meydanlarda, meclis kürsülerinde ve televizyon ekranlarında seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanıp yerlerine kayyum atanmasını "milli iradeye darbe" diyerek eleştiren CHP yönetimi, şimdi kendi içinde "parti içi kayyum" düzenini işletiyor. İktidara "Halkın oyuyla gelen belediye başkanını mahkeme kapılarında süründürüp, yerine memur atayamazsınız" diye parmak sallarken, seçilmiş gençlik kolları başkanlarını bir gecede görevden almak tam bir siyasi ironidir.

​Hükümete karşı "seçilmişlik" zırhını savunanların, kendi evindeki seçilmişlerin iradesini yok sayması, tutarlılık ilkesini yerle bir etmektedir. Seçilmişe duyulan saygı sadece belediye koltukları için mi geçerlidir? Kendi içinde sandık iradesine tahammül edemeyen, kendi gençlerini "atama" yoluyla yönetmeye çalışan bir yapı, Türkiye’ye nasıl bir özgürlük vaat edebilir? Bu tavır, iktidar iddiasındaki bir yapının samimiyetini ve demokratik ahlakını kökten sarsmaktadır.

​Siyasetin motor gücü, sokağın nabzını tutan, bayrak asan ve hiçbir kişisel menfaat gözetmeksizin koşturan gençlik kollarıdır. Gençleri il binası önünde slogan atmak zorunda bırakan, onları kapı önlerinde arbedeye ve gerginliğe iten bir yönetim anlayışı, aslında kendi geleceğini tasfiye etmektedir. Gençliğin heyecanını, emeğini ve özgür iradesini kendi koltuk hesaplarına kurban eden hiçbir yapı, topluma umut vadedemez.

​Gençliğin söz söylemesinden rahatsız olan, "dikensiz gül bahçesi" isteyen bir anlayış, ancak bir "biat kültürü" yaratır; oysa Türkiye’nin ve CHP’nin ihtiyacı olan şey biat değil, demokratik dinamizmdir. Gençleri dışlayan, onların demokratik tepkisini "disiplinsizlik" olarak gören bir zihniyet, sokağın gerçeklerinden kopmuş demektir.


​Asıl can alıcı ve halkın sorması gereken soru şudur: Türkiye’nin ekonomik sorunlarını, dış politikasını ve toplumsal kutuplaşmasını çözmeye aday olduğunu iddia eden bir parti; henüz kendi il binasındaki huzuru, kendi teşkilatındaki işleyişi dahi yönetemezken, 85 milyonun kaderini nasıl koordine edecek? Kendi içindeki bir-iki koltuk veya makam hesabı, memleket meselelerinin ve örgüt hukukunun önüne geçtiğinde, o yapının "iktidar" iddiası içi boş bir retoriğe dönüşür.


​Kendi evinde adaleti, liyakati ve şeffaflığı tesis edemeyenlerin, ülkeye adalet getireceği iddiası seçmen nezdinde karşılık bulamaz. İktidar yolu, teşkilatları birbirine kırdırarak değil, birleştirerek açılır. Ancak Konya’daki tablo, birleştirici bir güçten ziyade, ayrıştırıcı bir "ben yaptım oldu" mantığının hakim olduğunu gösteriyor.


​Konya’daki bu kavga, bir fikir ayrılığı değil, bir paylaşım ve yer edinme kavgasıdır. Tarafların her biri "demokrasi" ve "örgüt" kelimelerini kendi çıkarlarına kılıf yaparak kullanmaktadır. Bir tarafta Özgür Özel destekçisi İl Yönetimi’nin koltuk hırsı, diğer tarafta Kılıçdaroğlu ekolünün eski gücü koruma çabası... Bu filler tepişirken olan yine çimenlere, yani o partiye gönül vermiş fedakar gençlere ve umudunu muhalefete bağlamış seçmene oluyor.


​Kendi içindeki fırtınayı dindiremeyenlerin, Türkiye’nin yangınını söndürmesini beklemek; maalesef gerçeklerden kopuk bir temenniden öteye geçemiyor. Bu kriz, CHP’nin sadece Konya’daki değil, Türkiye genelindeki "yönetememe" ve "samimiyet" sorununun küçük bir prototipidir. Kendi iradesine sahip çıkamayan bir örgütün, Türkiye’nin iradesine talip olması, bugünkü şartlarda trajikomik bir beklentidir.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Mustafa Korkmaz

Mustafa Korkmaz

Yazarın Diğer Yazıları