Çok Bulutlu

16°C
Konya

Atatürk’ün Partisi Nereye Sürükleniyor?

Kayıt Tarihi: 25.05.2026 18:51 - Son Güncelleme: 25.05.2026 21:43
YAZI
A

Türk siyasetinin en köklü partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, bugün yalnızca bir liderlik tartışması yaşamıyor. CHP artık doğrudan doğruya bir meşruiyet, hukuk ve kurumsallık kriziyle karşı karşıya. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte 38. Olağan Kurultay’ın hukuken yok hükmünde sayılması ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun hukuken yeniden genel başkan olarak göreve dönmesi, parti içerisindeki fay hatlarını tamamen ortaya çıkardı. 


​İşin en dikkat çekici tarafı ise bu sürecin bir rakip parti tarafından değil, CHP’nin kendi içinden, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve delegelerin yaptığı şikâyetler sonucu başlaması oldu. Yani bugün yaşanan tabloyu yalnızca “siyasi operasyon” diyerek açıklamak mümkün değil. Çünkü dava dosyalarına yansıyan iddialar doğrudan CHP delegeleri, CHP’liler ve kurultay süreciyle ilgiliydi. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı ''hile'' iddialı iddianamede kurultay oylamasına fesat karıştırıldığına dair iddialar ve bazı önemli isimler hakkında hapis cezası istemleri, yargının bu sert kararı vermesindeki en büyük dayanak oldu.


​Kurultay sürecinde bazı delegelerin para, makam ve siyasi vaatlerle yönlendirildiğine ilişkin iddialar uzun süre Ankara kulislerinde konuşulmuştu. Özellikle “delege pazarı” tartışmaları, kurultayın hemen ardından sosyal medyada ve siyasi çevrelerde geniş yankı uyandırmıştı. Bazı isimlerin açık açık “telefonlar susmadı”, “delegeler üzerinde büyük baskı kuruldu” şeklindeki ifadeleri hafızalarda hâlâ tazeliğini koruyor. Şimdi dönüp bakıldığında mahkemenin verdiği karar, aslında aylarca kamuoyunda tartışılan bu şaibelerin hukuki zemine taşınmış ve tescillenmiş hali olarak görülüyor.


​Ancak CHP yönetiminin karar sonrası ortaya koyduğu tavır, en az kararın kendisi kadar tartışmalı bir hale geldi. Özgür Özel’e yakın isimlerin “bu kararı tanımıyoruz” yönündeki açıklamaları ve mahkeme heyetini hedef alan inceleme talepleri, CHP’nin yıllardır savunduğu “hukuk devleti” söylemiyle ciddi bir çelişki oluşturdu.


​Peki CHP yıllarca ne diyordu?



​“Mahkeme kararlarına herkes saygı duymalı.”


​“Hukukun üstünlüğü demokrasinin temelidir.”


​“Yargı kararları uygulanmalıdır.”




​Şimdi aynı CHP içerisinde bazı isimler, kendi siyasi pozisyonlarını tehdit eden bir karar çıkınca yargıyı hedef almaya başladı. Oysa hukuk sistemi, yalnızca işimize gelen kararlar verdiğinde savunulacak bir mekanizma değildir. Eğer kararın yanlış olduğu düşünülüyorsa bunun yolu sokak diliyle meydan okumak değil, hukuk içerisinde Yargıtay’da itiraz etmektir.


​Tam da bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu cephesinin “parti yeniden kurumsal çizgisine dönmeli” söylemi bugün daha anlamlı hale geliyor. Nitekim Kılıçdaroğlu, kararın ardından evinin önünde yaptığı ilk açıklamada çok net bir mesaj verdi:



​"CHP, ahlaki değerlerini ve ahlaki üstünlüğünü korumak zorundadır. Partiye bugüne kadar ahlaki değerlerle ilgili hiçbir eleştiri gelmemişti, şimdi geliyor. Bu ahlaki değerleri düzeltmemiz lazım."





​Bu sözler, ortada artık yalnızca bir genel başkan kavgası olmadığının, CHP’de ciddi bir ahlaki ve siyasi erozyon tartışması yaşandığının en açık itirafıdır. Diğer taraftan, kapalı grup toplantısında 95 milletvekilinin oyuyla CHP TBMM Grup Başkanı seçilen Özgür Özel ve büyükşehir belediye başkanlarının "45 gün içinde yeniden kurallara uygun bir kurultay toplanmalı" yönündeki hamleleri, genel merkez koridorlarında çift başlı bir yönetim yapısının ve derin bir yetki krizinin başladığını gösteriyor.


​Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bir partinin bugün mahkeme kararları, para ilişkileri, delegelere yönelik baskılar, "kayyum" tartışmaları ve iç savaş görüntüleriyle gündeme gelmesi, doğal olarak toplumun geniş kesimlerinde rahatsızlık oluşturuyor. Daha birkaç yıl öncesine kadar “temiz siyaset”, “ahlaklı yönetim” ve “şeffaflık” sloganlarıyla meydanlara çıkan CHP’nin bugün kendi kurultayı hakkında bile şaibe tartışmaları yaşaması, parti tabanında da büyük bir kırılma meydana getirmiş durumda.



​Bu kırılmanın en sert yaşandığı şehirlerden biri de Konya oldu. Konya’da CHP içerisindeki ayrışma artık gizlenemeyecek bir noktaya ulaştı. Özellikle CHP Konya İl Başkanı Nejat Türktaş ile Konya Milletvekili Barış Bektaş arasında kurultay süreci sonrasında belirgin bir görüş ayrılığı oluştu.


​Barış Bektaş’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın çizgide durduğu bilinirken, il yönetiminin ise açık biçimde Özgür Özel’e destek verdiği konuşuluyor. Bu ayrışma yalnızca siyasi söylemlerle sınırlı da kalmadı. CHP Konya İl Başkanlığı binasında bulunan Kemal Kılıçdaroğlu ve Barış Bektaş’a ait fotoğrafların kaldırılması, parti içerisindeki gerilimin sembolü haline geldi. Bu durum, parti içinde farklı düşünen isimlere karşı adeta bir “tasfiye anlayışı” yürütüldüğü yönündeki eleştirileri de beraberinde getirdi.


​Bir siyasi partide fikir ayrılıkları olabilir. Hatta olması da doğaldır. Ancak aynı partinin geçmiş genel başkanına ve farklı görüşteki milletvekiline yönelik böylesine dışlayıcı bir tavır sergilenmesi, demokratik siyaset kültürü açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor. Özellikle sosyal medyada bazı CHP’li hesapların, Kemal Kılıçdaroğlu’na destek veren isimleri hedef göstermesi, hakaret içerikli paylaşımlar yapması ve “ihanet”, “satılmışlık” gibi ifadeler kullanması, parti içindeki kutuplaşmanın ne kadar derinleştiğini gözler önüne seriyor. Kılıçdaroğlu'nun son açıklamasında "Parti tabanını düşmanlaştıracak söylemlerden özenle kaçınmak gerekiyor, bizim kültürümüzde genel başkanlık yapmış hiç kimseye aşağılayıcı dil kullanılmaz" uyarısı da tam olarak bu yaraya parmak basıyor.


​Oysa Kemal Kılıçdaroğlu, yıllarca CHP’nin genel başkanlığını yapmış, seçim kaybetse bile partiyi bir arada tutmaya çalışan bir isim olarak hafızalarda yer aldı. Bugün siyasi olarak eleştirilebilir; ancak onu tamamen yok saymaya çalışmak ya da partiden silmeye kalkmak, CHP’nin kendi geçmişiyle kavga etmesi anlamına geliyor.


​Asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise şu: Türkiye ekonomik krizle, dış politikadaki kritik gelişmelerle, güvenlik meseleleriyle uğraşırken ana muhalefet partisinin aylardır yalnızca kendi iç hesaplaşmalarıyla gündeme gelmesi, toplumda ciddi bir güven sorunu oluşturuyor. Vatandaş muhalefetten çözüm, proje ve alternatif beklerken; CHP’nin sürekli mahkeme kararları, kurultay tartışmaları, kaset iddiaları, para ilişkileri ve iç kavgalarla anılması, partiye duyulan güveni temelinden zedeliyor.


​Belki de CHP için bugün yaşanan süreç bir çöküş değil, özüne dönme ve yeniden yapılanma fırsatı olabilir. Ancak bunun yolu hukuku reddetmekten, mahkeme salonlarına meydan okumaktan, parti içindeki farklı sesleri "hain" ilan edip düşmanlaştırmaktan ve geçmişi silmeye çalışmaktan geçmiyor. Tam tersine CHP’nin yeniden ayağa kalkabilmesi için önce kendi içinde siyasi ahlakı, kurumsal disiplini ve demokratik kültürü yeniden inşa etmesi, yani Atatürk’ün kurduğu o sağlam temellere, kuruluş kodlarına geri dönmesi gerekiyor. Aksi halde Türkiye’nin en eski partisi, kendi iç savaşının yarattığı enkazın altında kalmaya devam edecek gibi görünüyor.


​Sağlıcakla kalın.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Mustafa Korkmaz

Mustafa Korkmaz

Yazarın Diğer Yazıları