Aklımdakiler Köşesi
Lâ Süpürgesiyle Dünya Turu 14
Her şey Humbaba´nın öldüğü gün başladı.
Ya da bitti. Kıyamet koptu. Tek bir ot parçası kalmayana dek yandı, yandı, yandı. Göğe yükselen dumanlar cehennem ateşini ebedîleştirdi. Dünya rüyası gerçek oldu. İnsanlar, inandılar ölüme ve zulme. Dua edeceklerdi etmesine ama kabul edilmeyeceğine inanarak. Edilmedi de. Çünkü insana saygı duydu Allah ve onun gönlünden geçeni zahir eyledi. Çok azları cennete inandı. Cehenneme de arafa da yüz vermediler. Ama onlar yani o çok az´ları, Humbaba´nın katillerinden değillerdi. Dağların, ağaçların bekçisiydi Humbaba. Görüntüsü ve ruhu zıttı birbirine. Korkardı kötüler ondan ve severdi iyiler onu. Aslında Humbaba´yı, kişi kendisi ne ise öyle görürdü. Aynı dünya gibiydi. Aynalık ederdi cümle yaratığa.
Ama kıydılar ona. Kendine göre kanunları olan bir yerdi yaşam ve bazen aklımızın almayacağı, yüreğimizin sindirmeyeceği olaylar olurdu. İş tevekküle kalırdı. Dilde kolaydı tevekkül, uygulamada ise nerdeyse imkânsız. Humbaba ölünce ağaçlara ve kalbi ışıklılara tevekkül düştü. Yapamadı ağaçlar ve kalbi ışıklılar. Gözyaşları asırlarca aktı. Öyle aktı ki hem de dağ taş ağaçlarla bezendi. Yeniden yaratıldı sanki âlem. Gam yağmurları yeşertti evvelin çoraklarını bile. Allah bağışladı ağıtçıların isyanlarını. Gerçek sevgi bağışlamaktı çünkü. Ölüm yoktu ki zaten O´nun katında. Herkes ve her şey güvendeydi her zaman. Sadece insanlar ve diğer aciz varlıklar perde arkasını bilmediklerinden ızdırap içindeydiler.
Humbaba iyiydi, huzurdaydı. Tek derdi sesini duyuramıyor olmaktı. Elinden bir şey gelmiyordu ama. Enkidu ve Gılgamış´ı da bağışlamıştı. En büyük öğretmen Allah´tı ve Humbaba´ya affetmeyi öğütledi. Başta ağır geldi bu öğüt göğsüne. Ama göğsünü açıp genişlettiler. Sen affedersen tarih yeniden yazılacak dediler. Gılgamış, kibirliydi. Kraldı o. Enkidu yakın dostuydu ve sonsuzluktu emelleri. Olmadı. Enkidu hastalanıp ölüverdi. Humbaba karşıladı Enkidu´yu diğer âlemde. Kaçmak istedi Enkidu, faydasızdı. Dünyadaki gücü yoktu. Gılgamış da yanında değildi. Nasıl da yanılıyordu, nasıl da bir başına kalıveriyordu insan. Humbaba, yaklaştı yanına ve “Korkma” dedi. Burası saf sevginin yeri. Günahın büyük değil sevgiden. Sadece gerçek evine dönmeyi dile. Kötü bilme kimseyi.
Sonra Lâ süpürgesine bindiler birlikte. Tüm uzay boşluğunu dolaştılar. Beden kıyafeti gidince özleri açığa çıkmıştı. Aynalarla doluydu çevreleri. Her aynaya bakışlarında başka silüetler gördüler. Meğer öteki dediklerimiz de kendimizmişiz dediler. Gılgamış´a değdi gözleri ikisinin de. Bedenliydi o henüz ve sonsuzluğu, ölümsüzlüğü arıyordu. Humbaba sessizdi. Enkidu ise bağır çağır. Zaten ölümsüzsün, arama boşuna diye bağırıyordu Gılgamış´a. Duymuyordu. Erişimleri yoktu dünyaya. Oradakileri izliyor, gerçekleri görüyor ama anlatamıyorlardı. Kapalıydı insanlar Humbaba ve Enkidu´ya. Enkidu, bedeni olmadığı hâlde hastalandı. Hâlâ teslim olmamıştı çünkü yaratılışa. Oysa faydasızdı. Humbaba´nın onu affetmesi de pek inandırıcı gelmiyordu kulaklarına. Kötülük, cezasız kalmazdı ya da kalmamalıydı. Kafasını kaldırıp aynaya baktı. İnsan, değerli oluşuna da ve hatalarının kabul göreceğine de inanamamıştı zaten. Humbaba, elinden tuttu, kaldırdı onu ve tüm nankörleri affettiğini söyledi. O sadakatle memleketine hizmet etmiş ve aynı düstur ile de fani olanı terk etmişi. Kimse kimseyi yok edemezdi. Öyle sanırdı yalnızca. Kulun haddi değildi ki olana kafa tutmak. Enkidu, çok pişmandı. Ölen hayvanlar, devrilen çınarlar, orman meyveleri hep sıra sıra gelip, “biz hiç ölmedik ki” deseler de yüreği soğumuyordu. Cehenneme kiralamıştı sanki içini. Orada başköşedeydi ve ağzından kızıl köpükler saçılıyordu. Meğer iki cihanı da zehir eden kendisiymiş öz benliğine. Humbaba, kendini bil, kendini affet dedi. Gılgamış için de üzülme. Onun sınavı daha bitmedi. Ömrü uzun olacak çünkü hâlâ rüya görmek istiyor, dedi. Sen sadece dua et herkes için. Göklerce şükran doldur ve tas tas ikram et. Tek bir kıyamet kopacak sanır acizler ama kıyamet her gün kopar dedi. Sonra, sırayla yeryüzündeki tüm yaratılmışların suretine girdi ve “dua” yı inanarak yapın dedi. Olduğunuz gibi görünün, göründüğünüz gibi olun. Kan ter içindeydi Gılgamış uyandığında. Rüyasında Enkidu´su, biricik dostunu “ölür” görmüştü. Hayat boyu ilk ve tek ve son bir rüya görmüştü o da “ölüm” e çıkmıştı. Neyse ki rüyaydı. Humbaba´ya kıydıklarından beri huzuru yoktu. Ağaçların koruyucusu Humbaba´yla birlikte şifalı uykular da terk etmişti dünyayı. Enkidu´nun gerçekten gittiğini hatırladı. Rüya, gerçekti yani. Acıyla karışık bir derman geldi yakasına yapıştı. Affedileceği bildirildi sanki. Dökülecek gözyaşı ve ödenecek bedellerden sonra. Uzun bir ömürdü cezası. Gurbetti çünkü burası. Ayrılıktı, gamdı… Görüşmek üzere.



