Açık

30°C
Konya

Kutunun Dışı 15

Kayıt Tarihi: 03.03.2026 20:22 - Son Güncelleme: 13.08.2026 09:52
YAZI
A

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VE ESMER GÜNLER

“Keşke o kadar basit olsaydı! Yani bir yerde sinsice kötü ameller işleyen kötü insanlar olsaydı ve onları toplumun geri kalanından ayırıp yok etmekle her şey çözülseydi! Ama iyi ve kötüyü ayıran çizgi, her insanın kalbini de ayırır. Ve kalbinin bir parçasını yok etmeye kim razıdır?”

Alexander Sozlzhenitsyn, The Gulag Archipelago adlı eserinde bu cümleleri kuruyor. Lütfen bu cümleleri tekrar oku kıymetli okurum. Çünkü nesiller boyu kabul ettiğimiz otomatik düşüncelere göre insanları iyi ve kötü olarak ayırmış vaziyetteyiz. Hepimiz kendi bulunduğumuz yerden kötü insanlardan da hoşlanmıyor hatta bazılarından nefret ediyoruz. Nefret duyduğumuz kişilerin de başkaları üzerinden kendimiz olması insan ruhunun en tanıdık hikâyesi.

Yeryüzünde bunca savaş varsa, bunca kötülük, sefillik, bireysel ölçekte bir biçimde payımız olabilir mi? Büyük olasılıkla evet. Hatta kesinlikle payımız var. Neticede aynı bilinç oyununun içindeyiz. Evrensel hukuk kitabı niteliğinde olan Kur´an-ı Kerim´de dünyanın bir oyun bir eğlence yeri oluşuna defaten vurgu yapılmıyor mu?

Biraz fazla soru sorarak seni rahatsız ettim belki ama vakit artık rahatsız olma vakti. Bak, yine savaş var. Her yerde kan var. Yine bana hüsran, bana hasret var, yine bana esmer günler düştü diyordu rahmetli Kayahan. Esmer günleri hep geride bırakmak isteriz ama zihnimizdeki milyonlarca esmer düşünceden de habersiz yaşamayı inatla sürdürürüz de neylersin ki dünya da düşüncelerimizin birebir yansıması. İster inan ister inama.

Zannettiğimiz kadar iyi insanlar olmadığımıza uyanmaya başladığımız gün payımıza düşen esmer günler de beyaz beyaz çiçek açmaya başlayabilir.

İyi ve kötüye beraber ev sahipliği yaptığımızı kabul edersek, yani bir oyun ve eğlence içinde, adımız her neyse işte o isimle bir rol yaptığımızı ve hakikatte ne o rol ne o isim olmadığımızı küçük küçük idrak edersek en azından bombaların eşlik ettiği savaşları daha entelektüel bir seviyeye çekebiliriz. Biz insanların, savaşı tamamen bırakabileceğimizi pek düşünmüyorum. Yani hayat bayram olsa türünden bir cümleyle romantize edemeyeceğim mevzuyu ama şiddetin dozuna bir ufak müdahale edebiliriz, elbette gerçekçi olmak kaydıyla.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü diye başlıkta yazdım ama tek satır etmedim buraya kadar. Parmaklarımı ben yönetmiyorum onlar beni yönetiyor itiraf etmem gerekirse. Tıpış tıpış boyun eğiyorum ben de. Ama kadınlarla ilgili daha çoook şeyler yazacağım. Parmaklarımla anlaştım o konuda çok önceden. Şimdilik birkaç cümleyle yetineceğim. Daha önce de söyledim. Kadın; sevgiyi, şefkati ve kapsayıcılığı temsil ediyor. Adına dünya denen platformdaki vazifesi de yaşama sevgi, şefkat getirmek, hıncı, öfkeyi sağaltmak olmalı. İdeal şartlardaki beklenti bu. Ancak işler öyle karışmış durumdaki zalimlik, kuru sıkı hırs, budalaca aç gözlülük artık meziyet oldu. Kitlelerin hayranlığını celbediyor. Geleneksel anlayışta birtakım kurallarla bastırılan kadın modern anlayışta da yine birtakım kurallarla manipüle ediliyor, kullanılıyor ve ne yazık ki sonuç değişmiyor. Yine kendisi olamıyor, yönlendiriliyor; özü itibariyle ışığın, sağlığın, cennetin habercisi misyonundaki kadın kendisini unutmuş ve ne yazık ki, karanlığın bekçilerine istemeden de olsa hizmet etmekte.

Popüler kültür sansasyon seviyor. Gerçek bilgiden hazzetmiyor. Yok anne-kadın, yok güçlü kadın veya ahlaki kuşatma veya birilerinin keyfine uygun bir çağdaşlık işgaliyle anlam-denge-hakikat dinamiği yine pas geçiliyor. Herkes bir yer, bir oluş hâli ve bir rol biçiyor kadına, ipine sarıldığı meşrepten. Yaradan zaten her bir nesneyi tam ve mükemmel yaratmış demiyor çoğu kimse. Fıtrata güvenmiyor. Kurcaladıkça kurcalıyor. Meyvenin sebzenin organiğini yani fıtratına uygununu önemseyen bilirkişiler doğal kadın fıtratının akış ve ahengine bırakmıyorlar hâl ve gidişatı. Çünkü çoook biliyorlar sayın okurum, sen de bilirsin o çok bilenleri.

Sonuca gelince, sonuç elbette dişil enerjinin perişan edilmesi, insanlığın sevgi, şefkat enerjisinden mahrum kalması ve “Ayna ayna söyle bana, yine neler oluyor canım efendim cihanda” sorusuna cevap kabilinden suratlarımıza kocaman bir Osmanlı tokatı inmesi. Hâlâ inanacak mıyız bir yerlerde sinsice kötü ameller işleyen bir grup insanın varlığına ve iyilerle aralarında böyle kocaman kapkalın bir çizgi olduğuna?

Keşke gerçek bu olsaydı. Di mi okurum benim. Maalesef, ııhh, değil işte.

Sevgili okurum, “Kadınlar Günü” meselesi tarafımdan uzuuun uzuuun işlenecek. Şimdilik tüm samimiyetimle kutluyorum. Küçük ama güçlü bilinç tohumlarının ekileceği bir gün olsun. Çünkü besbelli ki insanlığın kapsayıcı ve iyileştirici yüksek bir sevgi enerjisine ihtiyacı var. Bunu da ancak kadınlar ama “kendi varlığındaki ışıkla buluşmuş kadınlar” verebilir yaşama.

Kendine iyi bak. SEN değerlisin...


ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Habibe Nesrin Ertuğrul

Habibe Nesrin Ertuğrul

Yazarın Diğer Yazıları