Çok Bulutlu

9°C
Konya

Aklımdakiler Köşesi 3

Kayıt Tarihi: 21.04.2026 21:00 - Son Güncelleme: 24.04.2026 10:45
YAZI
A

“Ne çok Ömer var adı olan yani ve de Ali. Bir Yahuda yok ismen yani bir de Muaviye. Oysa etraf adını anmadığı ama bu el ele verdikleri ile gani. Gerçek zaten şu adı anılmayan ama işitince uzaktan bir gizli aşinalık, eski bir yaren gibi diye tanıdık mı tanımadık mı göz kırpıştırılan değil mi, değil mi, değil mi?”

Şule Gürbüz en sevdiğim yazarlardan biri. Bu satırlar da “Öyle Miymiş?” adlı anı-öykü ruhlu deneme kitabından.

Adını anmayız bazı şeylerin. Ama aldığımız nefes birdir, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordur da zerre fark etmeyiz. Fark etsek de etmeyiz. Neden? Çünkü dünyadır burası. İşlerin yürümesi, koşması başka başka türlüdür. Mecburiyetlikler vardır. Çoğu uydurulmuştur bu mecburiyetliklerin. İnsan icadıdır aslında. Ama kim dinler ki bunları. Herkes birine yaranmak ya da bir intikamı almak veya bir mevkiyi makamı parayı sahiplenmek derdindedir. Adı Ali´dir ama icraatı Muaviye´dir.

Kimliğinde Ömer yazar ama Ömer ile tek ortak noktası bu ö-m-e-r harflerinin yan yana sıralandığı bir adı kimliğinde taşıyor olmasıdır. Özünün bu adla bir ilgisi yoktur. Böyle binlerce vardır. Bu kadar kötülük uzaydan gelmemiştir yoksa. Ama kimse arka çıkmaz suça. Bilirsin sevgili okur, gelin edilir suç asırlardır, bir Allah kulu da alayım demez. Gerçekte ise kaçılan sorumluluk duygusundan başka bir şey değildir.

Şule Gürbüz boşa konuşmamış bence. Beden nihayetinde toprağa karışacak bir kıyafettir. Ama o kıyafetin gerisindeki bilinç var ya işte o sonsuzdur. O sebepledir ki aynaya bakınca gördüğümüz bu ateşböceği gibi yanıp pır diye sönüveren bedenin ötesine geçmeli artık. Geçebilmeli. Eğer mecburiyetlik diye bir şey varsa şu geçici hayatlarımızda bu da aynaya baktığımızda özümüzü görebilmemiz. Hakiki benliğimizle hizalanabilmemiz.

Yalan dünyada bir yer edinmek için birbirimizin kuyusunu kazmamıza, Yahuda olmamıza hiç ihtiyacımız olmadığını idrak etme dönemi başladı. Çünkü biz yokluk âlemine tutunmak zorunda olan ölümlüler değiliz. Varoluşu beden kıyafetimiz aracılığıyla deneyimleyen sonsuz bir ışığız. Ama içine düştüğümüz bu riya çukurunu daha da kazmayı bırakmamız şart. Zihnimizdeki karanlık odalar uzun zamandır aydınlanmak için bekliyor. Aydınlanma da isimlerle olacak bir şey değil.

Umutsuzca, yokluk âleminde kendini ve diğerlerini kandırarak, gerçek yaşam amacına sırt çevirerek var olma mücadelesi veriyor pek çok insan. Huzuru kaçsın, canı zerre kadar sıkılsın istemiyor. Sonra da trajikomik bir acı-haz döngüsünün oyuncağına dönüşmüş bir vaziyette yakalıyor kendini. Oysa hayat esaslı bir vicdan muhasebesi talep ediyor nef(e)simizden.

Ve hep söylüyorum: Hayat çok ısrarlı bir öğretmen. Adın Ali ya da Ömer iken sen o adın gerektirdiği gibi değilsen şefkat tokatları er ya da geç ziyaretine geliyor. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol meselesi yabana atılamaz. Yaradılışın koruması altında bir mesele bu. Sonuçta en büyük zulümler buradan çıkmıyor mu? Hakikatte Yahuda iken Ali gibi görünenlerden…

Devir kim olduğumuzun bize en saf hâlde gösterileceği bir devir. Ayna ayna söyle bana!

Diyelim ki ayna ayna söyleme bana dedik.

Ayna bizi dinlemeyecek ve her birimize defterlerimiz verilecek.

Malum. Yaradan´ın ilk emri de oku!

Ve biz okuyacağız. Hem de hiç okumadığımız kadar.

Aklımdakiler parmaklarımdan akıverdi. Sohbetlerimiz sürecek. Karşılıklı bilgeleşelim…


ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Habibe Nesrin Ertuğrul

Habibe Nesrin Ertuğrul

Yazarın Diğer Yazıları