Açık

18°C
Konya

Aklımdakiler Köşesi

Kayıt Tarihi: 21.07.2026 19:00 - Son Güncelleme: 27.07.2026 01:32
YAZI
A

Lâ Süpürgesiyle Dünya Turu 5 (Tüm Renkleri Taşıyan Tuval: Enneagram ve Bir Olma Sanatı)

İnsan ruhunu dokuz ayrı kapıya bölüp her birine ayrı bir anahtar teslim eder Enneagram. Kimi için o kapının ardındaki dünya sarsılmaz bir güven arayışıyla örülmüştür; kimi için takdir edilme arzusuyla, kimi içinse huzurun dingin ve gölgesiz sularıyla... Sistemi ilk incelediğimizde, kendimizi veya karşımızdakini belirli bir tipin çizdiği sınırlar içine hapsetme kolaycılığına kaçabiliriz. Oysa insan, tek bir rakamın ya da tipolojinin dar kalıplarına sığdırılamayacak kadar katmanlı, akışkan ve sonsuz bir derinliğe sahiptir.

Gerçekte hiçbirimiz yalnızca tek bir Enneagram numarasından ibaret değiliz. Belki hayatın bir döneminde, bir sorumluluğun altında ezilirken "Tip 1" gibi kusursuzluğun peşinden koşar, adaletin hassas terazisini tutarız. Bir başka gün, haksızlığa uğradığımız fırtınalı bir anımızda "Tip 8"in o tavizsiz gücü ve korumacı zırhı giydirilir sırtımıza. Bazen bir "Tip 4" gibi varoluşun derin melankolisine gömülüp kendi özgünlüğümüzün matemini tutar; bazen de yaşamın karmaşasından yorulup "Tip 9"un o yapıcı, çatışmadan kaçan efsunlu sükûnetine sığınırız. Bir kriz anında "Tip 6" gibi muhtemel tehlikeleri tartar, bir kutlama anında "Tip 7"nin coşkulu merakıyla hayata sarılırız.

Enneagram’ın ortaya koyduğu dokuz ayrı tip, aslında tek bir insan ruhunun farklı iklimlerde yankılanan frekansları gibidir. Korku, arzu, şefkat, öfke, yaratıcılık, kırılganlık ve aidiyet arayışı... Tüm bu duygular, dilinden ve kimliğinden bağımsız olarak her insanın göğsünde aynı canlılıkla çarpar. Baskı, yoğun stres, aşk ya da güvende hissetme gibi değişen koşullarda öne çıkan bir ya da birkaç karakter özelliği, sadece o anki dış dünyaya adapte olmaya çalışan geçici yüzümüzdür. Özümüz ise bu dokuz rengin birden harmanlandığı o büyük ve eksiksiz tuvalin kendisidir.

Bu pencereden baktığımızda, "öteki" kavramı da yavaşça erimeye başlar. Bir başkasında gördüğümüz aşırı hırs, derin bir kabuğa çekilme, kontrol etme arzusu ya da çaresiz bir kaçış; aslında kendi içsel potansiyelimizin farklı koşullar altındaki tecellisinden başka bir şey değildir. İnsan, ötekinde tanık olduğu her hissin, her zaafın ve her erdemin tohumunu zaten kendi hamurunda taşır. Şartlar değiştiğinde, içimizdeki o uyuyan renklerden birinin uyanması işten bile değildir.

Bu yüzdendir ki insanı anlamak, kendimizi tek bir etiketle sınırlandırmak değil; içimizdeki tüm bu insanlık hallerini kucaklamaktır. Bizler tek bir rakama ya da sabitleşmiş bir karaktere sıkışmış katı yapılar değiliz. Koşullar değiştikçe içinde bulunduğumuz aynayı döndüren, her bir parçasıyla bütünü tamamlayan ve en nihayetinde aynı insani cevheri paylaşan yekvücut bir varoluşun taşıyıcılarıyız. Kendimizdeki dokuz kapıyı da aralamayı başardığımızda, insan olmanın o kapsayıcı ve şefkatli birliğine de adım atmış oluruz.

Yaa işte böyle Nabız tutmada hassas okurum. Lâ Süpürgesi´ne binmek demek bu ölümlü illüzyon deneyimini tüm safhalarıyla yaşamak demek. Kaçış yok. Ben şu kişilik tipiyim deyip diğerlerine “bay bay” demek yok. Hepimiz her şeyiz ve hiçbir şeyiz. Altında durduğumuz gökkubbe, ısındığımız güneş, gecelediğimiz yıldızlar ve günün sonunda tadacağımız ölüm bir. Biriz kısaca. Bir´lik iyidir. Dirlik getirir. Nabzı tutmaya devam edelim. Sağlıcakla kal. 



ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Habibe Nesrin Ertuğrul

Habibe Nesrin Ertuğrul

Yazarın Diğer Yazıları