Aklımdakiler Köşesi 6
Şinasi´nin Saçkıran Sınavı
Bir varmış bir yokmuş. Şinasi diye biri varmış. Memurluk edermiş kalemde ekmek parası davasına. Gel gör ki bir gün sakalına “saçkıran” diye bir illet tebelleş olmuş. Doktorlar demişler ki, “Ey Şinasi, o sakalını tiz kes, zira tüm yüzünü, saçını tehlikeye atmış olursun. Oralara da sıçrar.” demişler. Mecburen kesmiş sakalcağızını. İçine sinmemiş ama sağlık bu. Sağlık sorununu çözmüş çözmesine de bu kez de başka bir dert yetişivermiş omuzlarına. Bunu fırsat bilen düşmanıgillerden Âli Paşa onu görevden almış. Paşa tarafından yazdırılan emirde de rütbesinin, memuriyetinin, maaşının kısacası her bir şeyinin elinden alınması böyle bürokrat bürokrat tutuşturulmuş kaderine.
Ya işte. Bir saçkıran işe, aşa teklifsizce musallat olmuş. Yine bana hüsran yine bana esmer günler diye kalbinde kederi misafir eylerken Şinasi, felek insafa gelip bağrına basmış bizimkini. Bir başka Paşa ki adı Mustafa Reşit, işte onun tekrar sadrazam olmasıyla göreve iade olunuvermiş. Bir sevinç, bir şükran ki sormayın. Kolay mı? Gerçi çok uzun zaman olmamış işinden edileli ancak kelebek ömrüyle yarış ettiği pek de yalan olmayan insan ömrü için bir saat bile öyle kıymetli ki.
Zaman!
Çok az insan bilir onun tek gerçek hazine oluşunu.
Şinasi de belli ki bunlardan biriymiş.
O sebeple de gece gündüz okur yazarmış. Şiirler döktürürmüş parmakları. Bir gün bir güzele vurulmuş, cümle âlem ile de paylaşmak istemiş. Şair ruhluymuş bizimki. Duramazmış yazmadan. Bir Arz-ı Muhabbet eyleyivermiş inceden:
"Eşi yok bir güzeli sevdi beğendi gönlüm
Kıskanır kendi gözümden yine kendi gönlüm."
Şair sözüymüş, kimileri yalan dermiş şair sözüne amma zinhar yalan dememiş Şinasi, can kafeste durduğu müddetçe. Çünkü kalu bela derlermiş adına sen de bilirsin can okur, işte orada verdiği sözün ardına bir düşmüş, pir düşmüş. Şairlik yeminine sadakatlik edermiş doğduğu saniyeden beri. Ağlaması bile sanatkâraneymiş. Kim demiş bunu?
Ben dedim. Nerden biliyorum?
Parmağıma öyle geldi. Bak aklıma demedim. Akıl nedir ki sonuçta? Arada yârenlik eder bize arada da rehberlik. Bir gönlümüzü alır belki fazlaca gamlı görürse. Adına efkârlanma denir onun da. Sanma ki aklı küçümsedim. Hâşâ. Hiç olur mu öyle şey? Mümkün mü ki?
Akılsız başın cezasını bir ayaklar çekmez insanın yedi ceddi çeker icabında. Şinasi masalını niye anlattım sanırsın işte bu sebeple. Sazımıza, sanatımıza akıl notalarını ilmek ilmek döşeyen insandır Şinasi. Memuriyete dönüşünü sağlayan Mustafa Reşit Paşa için yazdığı kasideden bir çift dize armağan olsun bu yazıya:
"Âleme mûris-i cân adl ile ihsân olmuş
Ademe bâis-i şân akl ile irfân olmuş."
(Adalet ve iyilik dünyaya hayat kaynağı olmuştur; insana şan ve şeref kazandıran ise akıl ve irfandır.)
Akıl nimeti gibisi yoktur, bilirsin. Allah´ım, sen aklıma mukayyet ol, deriz bazen. Misal bir yabancı ülkeye gitsek dil- yol- iz bilmeksizin, bu garibe bir rehber diye yakar etmez miyiz? İşte akıl da binlerce yabancı ülkeye bedel bu dünyada tek rehberimizdir. Çünkü dünya bizim için gurbettir. Dünyanın insan için gurbet oluşu yalan değildir, masal hiç değildir. Gerçeğin en koyu hâlidir bu. Dünyalı değilizdir. Hiç olmadık. Olmayacağız da. Zaten akla bu sebep ihtiyaçlığımız vardır. Yoksa dünya, hammm der yutar bizi alimallah.
Saçkıran yalandır ama. Diğer hastalıklar gibi. Yalan şeylerin de peşine düşülmez. İşten atılmaların da. Dünyanın oyunlarıdır bunlar. Portakalı soydum, başucuna koydum, ben bir yalan uydurdum dünyasında tek doğru vardır. Onu şimdi sana fısıldıyorum: “Seni Yaradan, sadece seni seçti, Ya sen kimi seçiyorsun?”(Devam edecek..)
Bilgeleşmeye devam…


