Vazgeçmenin Mümkün Olmadığı Yerde.. Aşk Çok Şeyi Affeder!

Kayıt Tarihi: 18.08.2026 20:46 - Son Güncelleme: 08.10.2026 00:28
YAZI
A

İnsanın en derin arzularından biri sevilmektir.

Ama belki de sevilmekten bile önce gelen başka bir ihtiyaç vardır: Birinin hayatında kalıcı olmak. Unutulmamak. Vazgeçilmez hissetmek.

Çünkü insan sadece sevildiğini duymak istemez; sevildiğine inanmak ister.

Ve çoğu zaman sevginin gerçekliğini söylenen sözlerde değil, verilen mücadelede arar.


Bazende emin olmak isterken,

iyi giden şeyleri zora sokar fark etmeden ve test eder her halimle kalacak mı diye.. 


Bu yüzden bir ilişkide yaşanan her hata, her kırgınlık, her hayal kırıklığı ilişkiyi bitirmez. Aksine, aşk sanıldığından çok daha affedicidir.

Aşk kusurları affeder.

Yanlış anlaşılmaları affeder.

Eksikleri affeder.

Bazen gururu bile affeder.


Çünkü sevilen insan söz konusu olduğunda kalp, mantığın kabul etmeyeceği pek çok şeye tahammül edebilir.


Nitekim psikoloji de bize bunu söylüyor.

Bağlanma kuramının öncülerinden John Bowlby'ye göre insanın en temel ihtiyaçlarından biri güvenli bağ kurmaktır. Kendimizi güvende hissettiğimiz insanlar yalnızca hayatımızda yer kaplamaz; aynı zamanda dünyayı algılayış biçimimizi de şekillendirir.


Bu yüzden sevilen kişi tarafından gözden çıkarılma ihtimali, insanın içinde yalnızca bir üzüntü yaratmaz. Aynı zamanda ait olma duygusunu da sarsar.

Belki de bu yüzden insan sevdiği kişinin kusurlu olduğunu kabul edebilir ama vazgeçebileceğini fark ettiği anda içinde başka bir şey kırılır.


Çünkü aşkın en güçlü cümlesi çoğu zaman "Seni seviyorum" değildir.

Her şeye rağmen

"Buradayım." cümlesidir.


İnsan sevildiğini en çok, karşısındaki kişinin kalmaya devam ettiği yerde hisseder.

Uzun ilişkilerin sırrı da aslında burada saklıdır.


Bugün birçok insan mutlu çiftlerin hiç kavga etmediğini sanıyor. Oysa yıllardır evlilikler ve ilişkiler üzerine çalışan psikolog John Gottman'ın araştırmaları tam tersini gösteriyor. Uzun ömürlü ilişkileri ayakta tutan şey çatışmasızlık değil, çatışmalardan sonra yeniden birbirine dönebilme becerisidir.

Yani mesele hiç kırılmamak değildir.

Mesele kırıldıktan sonra da ilişkiyi seçebilmektir.

Birbirine yeniden yaklaşabilmektir.

"Ben hâlâ buradayım" diyebilmektir.

Belki de aşkın gerçek sınavı tam olarak budur.


Çünkü sevgi, her şey yolundayken değil; hiçbir şey yolunda değilken verdiğimiz kararlarda ortaya çıkar.


Ne var ki günümüz ilişkileri tam tersine evriliyor.

Hiçbir dönemde insanların önünde bu kadar fazla seçenek olmamıştı.

Bir sonraki ilişki.

Bir sonraki ihtimal.

Bir sonraki mesaj.

Bir sonraki kişi...

Hepsi birkaç dokunuş uzağımızda.

Psikolog Barry Schwartz buna "Seçenek Bolluğu Paradoksu" adını veriyor. Seçenekler arttıkça özgürleşeceğimizi düşünüyoruz. 

Oysa çoğu zaman tam tersi oluyor. Daha az sabrediyor, daha çabuk vazgeçiyor ve elimizdekine daha zor bağlanıyoruz.

Çünkü sürekli daha iyisinin var olabileceği fikriyle yaşıyoruz.

Bu durum yalnızca alışveriş tercihlerimizi değil, ilişkilerimizi de etkiliyor.


Artık birçok insan üzülmek istemiyor.

Kırılmak istemiyor.

Hayal kırıklığı yaşamak istemiyor.

En ufak bir sorunla karşılaştığında gitmeyi daha kolay buluyor.

Oysa yakınlık kurmanın bedeli tam da budur.

Birine gerçekten yaklaşan herkes, bir gün onun tarafından incitilme ihtimalini de kabul etmiş olur.

Derin bağlar steril alanlarda kurulmaz.


Hayatın içinde, hataların arasında, kırgınlıkların gölgesinde kurulur.


Bu yüzden modern ilişkilerin en büyük problemi sevgisizlik olmayabilir.

Belki de asıl problem tahammülsüzlüktür.


İnsanlar artık sorunlarla değil, sorun çıkarma ihtimaliyle bile yollarını ayırabiliyor.

Ve tam da burada aşkın gerçek sınırı ortaya çıkıyor.

Çünkü aşk çok şeyi affeder.

Yanlışları affeder.

Eksikleri affeder.

Zor zamanları affeder.

İnsan acıya sandığından daha fazla dayanır.

Kırgınlıklara da...

Hayal kırıklıklarına da...


Hatta canı çok yandığı halde kalabilir.

Kırıldığı halde sevmeye devam edebilir.

Defalarca hayal kırıklığına uğradığı halde yeniden deneyebilir.


Ama bir gün vazgeçmenin mümkün olduğunu gördüğünde büyü bozulur.


Çünkü insanı yaralayan şey çoğu zaman yaşadığı acı değildir.

O acıya rağmen seçilmediğini hissetmesidir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar canları çok yansa da gitmezler.

Çok kırılırlar ama kalırlar.

Çok üzülürler ama mücadele ederler.

Ta ki karşılarındaki kişinin vazgeçebildiğini görene kadar...

İşte o an mesele artık yaşanan sorunlar olmaktan çıkar.

Çünkü aşk, kusurlarla değil; vazgeçişle sınanır.

Ve insan çoğu zaman acıya değil, vazgeçilmiş olmaya yenilir..


İremsu Üçok

Sosyolog | Aile Danışmanı | Cinsel Terapist

Vazgeçmek mümkünse, sevilmek ihtimaller arasında değildir.. 





ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İremsu Üçok

İremsu Üçok

Yazarın Diğer Yazıları