Açık

29°C
Konya

Güvenlik Kadar Güvende Hissetmek de Haktır

Kayıt Tarihi: 27.10.2025 18:42 - Son Güncelleme: 13.08.2026 10:04
YAZI
A

Türkiye’de güvenlik, yıllardır hep aynı cümlelerle anlatılıyor: sınır ötesi operasyonlar, tehdit haritaları, ulusal güvenlik önlemleri…

Fakat bütün bu büyük lafların arasında bir şey gözden kaçıyor:

Bu kadar korunan bir ülkede neden kimse kendini güvende hissetmiyor?


Her sabah haber bültenlerini açıyoruz; yeni bir tehdit, yeni bir kriz, yeni bir kayıp dosyası…

Korku, artık toplumun damarlarında dolaşan sessiz bir toksin haline geldi.

Tehlike duygusuyla büyütülen nesillerin iç dünyası, hiç durmadan tetikte yaşamaya alıştı.

Sokakta yürürken, toplu taşımada, hatta kendi evinin balkonunda bile huzur bulamayan milyonlarca insan var.

Devlet güvenliği koruyor belki ama kim, bireyin içsel güvenliğini koruyacak?


Güvende hissetmek bir lüks değil, insanın temel psikolojik ihtiyacıdır.

Bir çocuk annesinin sesini duyduğunda sakinleşir, çünkü içsel güven inşa olur.

Ama yıllar geçtikçe o güven hissi yerini korkuya, tedirginliğe, güvensiz ilişkilere bırakıyor.

İş yerinde yöneticiye, evde eşe, sokakta yabancıya… Hiç kimse kimseye güvenmiyor.

Toplumun kolektif bilincinde artık “güven” değil, “tedbir” var.


Oysa güvenlik sadece askeri bir mesele değildir; ruhsal, ekonomik ve sosyal bir dengedir.

Bir kadının gece yürüyemediği, bir gencin fikrini söylemekten çekindiği, bir çalışanın hakkını aramaktan korktuğu bir ülkede “güvenlikten” bahsetmek, sadece kelime oyunudur.

Gerçek güvenlik, insanın kalbini sıkıştırmayan bir düzenle mümkündür.


Güzellik sektöründe her gün aynı tabloyu görüyorum.

Kadınlar, aynaya sadece güzel görünmek için değil, “kendini yeniden toparlamak” için bakıyor.

Saçını boyatırken aslında içindeki kaygıyı bastırıyor.

Cilt bakımı yaptırırken yüzündeki yorgunluğu değil; ruhundaki yıpranmayı onarmaya çalışıyor.

Ama ne yazık ki dışarı çıktığında, o içsel güven duygusu birkaç saat içinde yine yok oluyor.

Çünkü dış dünya, hâlâ huzur üretmiyor.


Korkuyla yoğrulmuş toplumlarda güzellik bile yüzeysel kalıyor.

Çünkü insan, güvenmediği bir dünyada parlayamaz.

Işıltılı bir makyaj, güven duygusunun eksikliğini kapatamaz.

Bir toplumun yüzü, bireylerinin kalp atışları kadar canlıdır; bizde ise o nabız uzun zamandır düzensiz atıyor.


Kabine toplantılarında “terörsüz Türkiye” hedefi konuşuluyor ama kimse “korkusuz Türkiye” demiyor.

Çünkü terörsüz olmakla korkusuz olmak aynı şey değil.

Korkusuzluk, sadece tehlikenin yokluğu değil, adaletin varlığı demektir.

Bir ülke, vatandaşını cezalandırmak yerine anlamaya başladığında;

kadınlar sokakta korkmadan yürüdüğünde;

çocuklar travmasız büyüyebildiğinde, işte o zaman gerçekten “güvenli” olur.


Ve evet, güzellik bununla da ilgilidir.

Çünkü güzellik; cesaretin, huzurun, kendine inanmanın dışa yansımasıdır.

Korkunun hakim olduğu bir toplumda kimse gerçekten güzel olamaz.

Fondötenle kapatılan kusurlar bir yere kadar işe yarar ama kalpteki korkunun izi hiçbir serumla silinmez.


Biz artık dış güvenlik kadar içsel güvenliğe yatırım yapmak zorundayız.

Zaman güvenlik politikaları değil, huzur politikaları zamanı olmalıdır.

Kadınların kendini güvende hissettiği, insanların birbirine güvenebildiği, medyanın korku değil umut ürettiği bir toplum olmadan güzellikten, estetikten, huzurdan bahsetmek sadece boş bir vitrin süsüdür.


Güvenlik kadar güvende hissetmek de haktır.

Bu hak, devletin, medyanın, toplumun ve her birimizin sorumluluğudur.

Çünkü bir ülke, tanklarla değil; birbirine güvenen insanlarla ayakta kalır.

Ve unutmayalım:

Işıltı dışarıdan verilmez, içeride güven varsa parıldar.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İremsu Üçok

İremsu Üçok

Yazarın Diğer Yazıları