Çok Bulutlu

11°C
Konya

Dünya Neden Bu Kadar Öfkeli?

Kayıt Tarihi: 22.12.2025 18:41 - Son Güncelleme: 24.04.2026 06:41
YAZI
A

Ben izliyorum.

Okuyorum.

Ve artık açıkça söylüyorum: Dünya uzun zamandır bu kadar sert, bu kadar tahammülsüz olmamıştı.

Eskiden nefret fısıltıydı.

Şimdi bağırıyor.

Sokakta, sosyal medyada, kürsülerde… Ve artık okul bahçelerinde.

Evet, yanlış duymadınız.

Bugün dünyada yükselen nefret sadece yetişkinlerin meselesi değil. Irk, din, kimlik, beden, sınıf, fikir üzerinden üretilen her ayrımcılık, çocukların diline çoktan sızmış durumda. Küresel öfkenin küçük kopyaları, teneffüslerde dolaşıyor.

Avrupa’da ibadethaneler hedef alınıyor, Avustralya’da bir plajda nefret şiddete dönüşüyor, Amerika’da kimlikler kurşunlara gerekçe yapılıyor. Ve bu manşetlerin yankısı, çocukların oyunlarına, kelimelerine, dışlama biçimlerine karışıyor. Çünkü çocuklar dinliyor. İzliyor. Taklit ediyor.

Akran zorbalığı artık “çocukluk hali” değil.

Bu, dünyanın ruh hâlinin çocuklara yansıması.

Bir çocuğun kilosu, aksanı, ten rengi, ailesi, inancı, sessizliği ya da fazlalığı hedef oluyor. Alay ediliyor, dışlanıyor, yalnız bırakılıyor. Ve biz hâlâ bunu “çocuklar arasında olur” diyerek küçümsüyoruz. Oysa olmuyor. Derinleşiyor. Kalıcı izler bırakıyor.

Burada durup anne babalara seslenmek istiyorum.

Çünkü çocuklar sadece okulda öğrendikleriyle büyümüyor.

Evde kurulan cümlelerle büyüyor.

Sofrada edilen yorumlarla, televizyonda izlenen haber karşısındaki tepkilerle, “aman boş ver” denilen hikâyelerle şekilleniyor.

Bir anne babanın başkası hakkında kurduğu küçümseyici bir cümle, bir çocuğun zorbalık cümlesine dönüşebiliyor.

Bir babanın öfkeyi normalleştiren tavrı, bir çocuğun güç tanımını belirleyebiliyor.

Çocuklarımıza “iyi ol” diyoruz ama iyi olmanın ne demek olduğunu göstermiyoruz.

“Kimseyi üzme” diyoruz ama başkalarını küçümserken fark etmiyoruz.

Zorbalığı kınarken, sertliği alkışlıyoruz.

Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü nefret artık marjinal değil, öğrenilen bir davranış.

Bir gruba yöneltilen öfke alkışlandıkça, çocuklar bunu güç sanıyor.

Bir çocuğun gözyaşı “abartı” diye geçiştirildikçe, empati köreliyor.

Şiddet gerekçelendirildikçe, zorbalık meşrulaşıyor.

Gazze’de ölen çocuklar haber oluyor ama KENDİ OKUL BAHÇEMİZDEKİ PSİKOLOJİK YIKIMI GÖRMEZDEN GELİYORUZ. Ukrayna’da yıkılan okullar konuşuluyor ama kendi okul bahçemizdeki psikolojik yıkımı görmezden geliyoruz. Afrika’da yerinden edilen çocuklar istatistik, yan sıradaki çocuk “sorunlu”.

Ben buna alışmak istemiyorum.

Çünkü geleceğin sinyalleri parlamento salonlarında değil, okul koridorlarında veriliyor.

Bugün zorbalığa sessiz kalan yetişkinler, yarın daha sert bir toplumdan şikâyet ediyor. Oysa nefret bulaşıcıdır. Ve en hızlı çocuklara geçer. Çünkü çocuklar filtrelemez; olduğu gibi alır.

Bu çağın en büyük yalanı şu:

“Nefret büyüklerin meselesi.”

Hayır.

Nefret, çocukların diline çoktan yerleşti.

Ve biz hâlâ seyirciyiz.

Daha çok disiplin, daha çok ceza konuşuyoruz ama daha az şefkat, daha az farkındalık üretiyoruz. Sert bir dünya kurup, çocuklardan nazik olmalarını bekliyoruz. Bu çelişkiyi görmezden geliyoruz.

O yüzden ben bu soruyu yüksek sesle soruyorum:

Biz çocuk mu yetiştiriyoruz, yoksa öfkeyi mi çoğaltıyoruz?

Ben bu öfkeye alışmayacağım.

Zorbalığı “çocuklar arasında olur” diye küçülten hiçbir dile ortak olmayacağım.

Çünkü bugün okul bahçelerinde dolaşan nefret,

yarın hayatın her alanında karşımıza çıkacak.

Anne babalara çağrım şudur:

Çocuklarınıza sadece “iyi ol” demeyin, iyi olmayı yaşatın.

Başkaları hakkında konuşurken seçtiğiniz kelimelerin, onların yarın kuracağı cümleler olacağını unutmayın.

Bir çocuğun zorbalığını savunmak, bir başka çocuğun yarasını derinleştirmektir.

Evinizde küçümsenen her insan,

görmezden gelinen her acı,

normalleştirilen her sertlik,

okul bahçelerinde yeni bir nefret dili olarak geri dönüyor.

Bugün çocuğunuzu “güçlü” olsun diye sertliğe alıştırırsanız,

yarın merhameti tanımayan bir dünyaya katkı sunarsınız.

Çocuklarınızı hayata hazırlarken,

onlara sadece nasıl ayakta duracaklarını değil,

başkasını incitmeden nasıl var olunacağını da öğretin.

Çünkü geleceği konuşmak istiyorsak,

önce çocukların dilini, oyununu, kalbini korumak zorundayız.

Ve bunu başkalarından bekleyemeyiz.

Bu sorumluluk, önce evde başlar.

Dünya öfkeli olabilir.

Ama ben bu öfkeyle büyüyen bir geleceğe sessiz kalmıyorum.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İremsu Üçok

İremsu Üçok

Yazarın Diğer Yazıları