Kendini Sevmek Ne Zaman Kendine Tapınmaya Dönüştü?

Kayıt Tarihi: 01.09.2026 22:06 - Son Güncelleme: 09.09.2026 19:13
YAZI
A

Bir süredir hayatımızın her yerinde aynı cümleyi duyuyoruz:

“Önce kendini sev.”

Kendini seç.

Kendini önceliklendir.

Kimse için değişme.

Sana iyi gelmeyen insanları hayatından çıkar.

Sınırlarını koru.

Sen değerlisin.

Bunların her birinde haklılık payı var.


İnsanın kendisiyle kurduğu ilişkinin, hayatındaki diğer bütün ilişkilerin temelini oluşturduğu gerçeğini artık daha fazla konuşuyoruz. 

Özsaygının, psikolojik dayanıklılığın ve sağlıklı sınırların önemini biliyoruz.

Fakat tam da burada üzerinde düşünmemiz gereken başka bir soru ortaya çıkıyor:

Kendini sevmek ne zaman kendine tapınmaya dönüştü?


Çünkü bugün bazen özsaygı ile bencillik, sınır koymak ile duvar örmek, kendini kabul etmek ile kendini sorgulamamak arasındaki çizgiyi birbirine karıştırıyoruz.

Oysa kendini sevmek, kendini her koşulda haklı görmek değildir.

Kendini sevmek, kendini hiç sorgulamamak değildir.

Bir hata yaptığımızda kendimizi acımasızca eleştirmemek elbette sağlıklıdır. Fakat kişinin kendisine yönelttiği her eleştiriyi “özsaygımı zedeliyor” diyerek reddetmesi, zamanla gelişimin önündeki en büyük engellerden birine dönüşebilir.


Çünkü insanın kendisiyle kurduğu sağlıklı ilişki yalnızca şefkatten değil, gerçeklikle kurduğu temastan da beslenir.

Bazen yanlış yaptık.

Bazen birini kırdık.

Bazen gereğinden fazla ısrar ettik.

Bazen haklı olmadığımız halde haklı çıkmaya çalıştık.

Bazen korkularımızı başkasının davranışı sandık.

Bazen de kendi eksikliklerimizi başkalarının kusurları üzerinden görmezden geldik.

Bunları kabul edebilmek kendini sevmemek değildir.

Tam tersine, kendine gerçeği söyleyebilecek kadar değer vermektir.


Kendini sevmenin en kolay hali, kendini hiç sorgulamamaktır.

En zor hali ise kendine dürüst kalabilmektir.

“Ben böyleyim” demek her zaman özgüven değildir

Günümüzde bireyselliğin güçlenmesiyle birlikte “Ben böyleyim” cümlesi de hayatımızın en sık kullanılan savunmalarından biri haline geldi.

“Ben mesajlara geç cevap veririm, yapım böyle.”

“Ben kıskancım.”

“Ben sinirlenince böyle konuşurum.”

“Ben kimseye hesap vermem.”

“Ben bağlanamam.”

“Ben özgürlüğüme düşkünüm.”

Elbette herkesin kişiliği, mizacı ve ilişki kurma biçimi farklıdır.

Fakat kişilik özelliği ile değiştirilebilir davranış arasındaki farkı bilmek gerekir.


“Ben böyleyim” demek, davranışlarımızın sorumluluğundan bizi muaf tutmaz.


Kendini kabul etmek, kendini olduğu yerde bırakmak değildir.

Kendini kabul etmek, nerede olduğunu görebilmektir.

Nereye gitmek istediğine karar vermek ise başka bir meseledir.


Psikolojide değişimin önemli koşullarından biri kişinin önce mevcut durumunu inkâr etmeden görebilmesidir. Sosyolojik açıdan baktığımızda da bireyin davranışları yalnızca “karakter” üzerinden değil; içinde bulunduğu kültür, aile yapısı, sosyal çevre ve öğrendiği ilişki kalıpları üzerinden şekillenir.

Yani insan “ben böyleyim” dediği yerde bazen gerçekten kendisini tanımlamıyor olabilir.

Belki de sadece yıllardır tekrar ettiği bir davranış biçimini anlatıyordur.

Kendine iyi davranmak, kendinden hiçbir şey beklememek değildir

“Kendine iyi davran.”

Çok kıymetli bir cümle.

Ama kendine iyi davranmanın yalnızca kendini rahat ettirmekten ibaret olduğunu düşünürsek, özşefkat kavramını da yanlış yorumlamış oluruz.

Bazen kendine iyi davranmak erkenden yatmaktır.

Bazen telefonu kapatmaktır.

Bazen dinlenmektir.

Ama bazen de bir özür dilemektir.

Bir hatayı kabul etmektir.

Bir alışkanlığı değiştirmektir.

Bir bağımlılıkla yüzleşmektir.

Ertelediğin sorumluluğu yerine getirmektir.

Seni sürekli aynı yere götüren davranışı bırakmaktır.

Çünkü insanın kendisine verdiği en büyük değerlerden biri, kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmesidir.

Peki ya “sınır koymak”?

Son yıllarda sınır kavramını çok daha fazla konuşuyoruz.

Bu iyi bir gelişme.

Fakat sınır ile duvar arasındaki farkı da öğrenmemiz gerekiyor.

Sınır:

“Benimle bu şekilde konuşulmasını kabul etmiyorum.”

Duvar:

“Bana hiçbir şey söyleyemezsin.”

Sınır:

“Bu davranış devam ederse ilişkimizin biçimini değiştirmek zorunda kalacağım.”

Duvar:

“Bir daha kimseye güvenmeyeceğim.”


Sınır insanın kendisini korumasıdır.

Duvar ise bazen insanın incinmekten korunmak için hayattan uzaklaşmasıdır.


Dolayısıyla her uzaklaşmayı olgunluk, her kopuşu özsaygı, her sessizliği güç olarak tanımlamak doğru değildir.


Bazen gerçekten kendimizi koruyoruzdur.

Bazen ise sadece incinme ihtimalinden kaçıyoruzdur.


İkisini birbirinden ayırabilmek için insanın kendisine şu soruyu sorabilmesi gerekir:

“Ben şu anda kendimi mi koruyorum, yoksa kendimi hayattan mı koruyorum?”

Sosyal medya kendini pazarlarken, bize kendimizi sevmeyi de öğretiyor

Belki de meselenin en ilginç tarafı burada.

“Kendini sev” söylemi artık yalnızca psikoloji kitaplarında değil; sosyal medyada, reklam kampanyalarında, kişisel gelişim içeriklerinde ve tüketim kültürünün içinde de karşımıza çıkıyor.

Kendine hediye al.

Kendini şımart.

Kendini ödüllendir.

Kendin için alışveriş yap.

Kendini öncele.

Bunların hiçbirinde tek başına sorun yok.

Sorun, özsevginin giderek tüketilebilir bir yaşam tarzına dönüştürülmesi.


Çünkü bazen kendimizi sevmek ile kendimizi memnun etmek arasındaki farkı unutuyoruz.

Oysa insanın her istediğini yapması, kendisine iyi davrandığı anlamına gelmez.

Çocuğuna sürekli istediği her şeyi veren bir ebeveyn onu seviyor olabilir; fakat çocuğun gelişimi için her istediğini vermek zorunda değildir.

Aynı şey yetişkin insan için de geçerlidir.

Kendini sevmek bazen kendine “Hayır” diyebilmektir.

Her eleştiri toksik değildir

Belki de çağımızın en dikkat çekici değişimlerinden biri, eleştiriye karşı tahammülümüzün azalması.

Biri davranışımızı sorguladığında:

“Beni aşağılıyor.”

“Enerjimi düşürüyor.”

“Beni tetikliyor.”

“Toksik.”

diyebiliyoruz.

Elbette gerçekten aşağılayan, manipüle eden, değersizleştiren ilişkiler vardır ve bunlardan uzaklaşmak gerekir.

Fakat her rahatsız edici geri bildirimi toksik olarak tanımlamak, insanı kendi gelişim alanlarından da uzaklaştırabilir.

Çünkü bazen bizi rahatsız eden şey karşımızdaki kişinin kötülüğü değil, duymak istemediğimiz bir gerçektir.

Bunu ayırt edebilmek olgunluk ister.

Kendine güvenen insan her eleştiriyi kabul etmek zorunda değildir.

Ama her eleştiriden kaçmak zorunda da değildir.

Eleştiriyi dinler, değerlendirir ve kendisine ait olan kısmı alır.

Peki kendini sevmek gerçekten ne demek?

Belki de cevabı sandığımız kadar karmaşık değildir.

Kendini sevmek;

Kusurlarını görüp kendinden nefret etmemektir.

Ama kusurlarını bahane edip değiştirmemek de değildir.

Kendini affedebilmektir.

Ama yaptığın hataları normalleştirmek değildir.

Sınır koyabilmektir.

Ama herkesi hayatından çıkarmak değildir.

Kendini önceliklendirmektir.

Ama dünyadaki tek önemli insanın kendin olduğunu düşünmek değildir.

Kendini kabul etmektir.

Ama gelişim ihtiyacını reddetmek değildir.

Ve belki de en önemlisi:

Kendine değer vermektir ama kendini dünyanın merkezine koymamak.

Çünkü özsaygı, insanın kendisini diğerlerinden üstün görmesi değildir.

Kendisini diğerlerinden aşağı görmeyi bırakmasıdır.

Belki de kendimize yeni bir soru sormalıyız

Uzun zamandır kendimize:

“Beni mutlu eden ne?”

“Bana ne iyi geliyor?”

“Ben ne istiyorum?”

diye soruyoruz.

Bunlar önemli sorular.

Ama belki artık bunların yanına bir soru daha eklemeliyiz:

“Ben nasıl bir insan oluyorum?”

Çünkü hayat yalnızca ne hissettiğimizden ibaret değil.

Nasıl davrandığımız da önemli.

Bir ilişkide ne istediğimiz kadar, o ilişkide nasıl bir partner olduğumuz önemli.

Bir arkadaşlıktan ne beklediğimiz kadar, nasıl bir arkadaş olduğumuz önemli.

Çocuğumuzdan ne beklediğimiz kadar, ona nasıl bir rol model olduğumuz önemli.

Ve kendimizden ne beklediğimiz kadar, kendimize karşı ne kadar dürüst olduğumuz önemli.

Belki de gerçek özsevgi tam olarak burada başlıyor.

İnsan kendisine hayran olduğunda değil;

kendisine dürüst olduğunda.

Çünkü insanın kendisini sevmesi, aynaya baktığında yalnızca güzel taraflarını görmesi değildir.

Bazen aynaya bakıp hoşlanmadığı tarafını da görebilmesidir.

Ve onu değiştirebilecek cesareti bulmasıdır.

Kendini sevmek, kendini alkışlamak değildir.

Kendini geliştirmeye değer bulmaktır.

Belki de bugün “Kendini sev” demekten biraz daha fazlasını söylemeye ihtiyacımız var:

Kendini sev.

 Ama kendini sorgulayamayacak kadar değil.

 Kendini affet.

 Ama kendine karşı sorumluluğunu unutacak kadar değil.

 Kendini seç.

 Ama başkalarını değersizleştirecek kadar değil.

Çünkü gerçek özsaygı insanı küçültmez, büyütür.

Ve insan kendisini gerçekten sevdiğinde, kendisine her zaman “Haklısın.” demez.

Bazen çok daha kıymetli bir şey söyler:

“Burada yanıldın. Ama yine de değişebilecek, öğrenebilecek ve daha iyisini yapabilecek kadar değerlisin.”

Belki de kendini sevmek ile kendine tapınmak arasındaki bütün fark, tam olarak bu cümlede saklıdır.


───

İremsu Üçok | Sosyolog | Yazar✍️

Özsevgi ile bencillik, özsaygı ile narsisizm arasındaki ince çizgi üzerine…

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İremsu Üçok

İremsu Üçok

Yazarın Diğer Yazıları