Ramazan'ı Şerif Geldi, Sen Neredesin?
Kayıt Tarihi: 10.04.2022 19:28 - Son Güncelleme: 18.06.2026 00:45
Rabbim gökten rahmetini, yerden bereketini, gönlümüzden merhametini, kalbimizden iman ve itikatımızı eksik etmesin.
İçinde yaşadığımız nefes aldığımız şu dünya alemi bize ait değil, bize emanet kılınmıştır. Aldığımız nefesi veremediğimiz, verdiğimiz nefesi alamadığımız zaman hayat bitecek. Dünya hepsi bir nefesten ibaret. 1 saniyede iki kez ölümden dönüyoruz ve bu nefeslerin bitecek bir zamanı var. Onunda nezaman biteceğini bilmiyoruz. Beden elbiselerimiz her ne kadar bize aitse de bedenimizin içindeki beyin, göz, kulak, el, ayak bütün parçalar ayrı ayrı bir hikmetin parçasıdır. Hepimizin göğsünde günde yüzbinkere atan bir kalp taşıyoruz. Kalp göğüs boşluğu içinde yumruk kadar bir organ sanırız, onun maddesini bile bilmiyoruz. Halbuki kalp damarları ile beraber bir organdır. Damarlar kalpten çıkışından itibaren vücudumuzun en uzak köşelerine kadar uzanan bir organdır. Vücudumuzun her zerresi gerek anatomik yapı bakımından gerekse elektrokimya bakımından muazzam bir yapıdır. Onun akıl almaz Computer sistemi organların içine uzanmış kollarında hesap makinası gibi rakamlarıyla bir matematik hesabın temsilcisidir. Buradaki hesaplar ne biyolojik sonuçlar ile nede bir takım fizik bilgileri ile hesaplamak mümkün değildir. Netice olarak bizim vücut programımız küçük bir hücreden beslenen sperm ile yumurta hücresinin bir araya getiren, anne karnında hayat bulan dünya yolculuğu ilmi ilahi bir sırrın temsilcisidir. Hepsi bir hayat programıdır. “Hepimiz bu dünyada ayrı bir masalın hikayesiyiz.”
Şu Garip dünyada aslında bir varmış ile başlayan bir yokmuşla biten bir dünyada yaşıyoruz. Hz Mevlana dedemizin deyimi ile “ben tatlı nağmeli bir bahçenin bülbülüyüm, beden kafesime can kuşumu hapsetmişler, orada tık tık atan saatin zembereği gibiyim, o saat nerede ne zaman duracak bilmiyorum.” Bize ait gibi görünen aslında bize ait olmayan bir cankuşu içimizde ahiret alemine uçmayı göçüp gitmeyi bekliyoruz. Gözümüzün önünde en sevdiklerimiz göçüp gidiyor, sıra bize gelmeyecek gibi hırsla şu yalan dünyaya dalmışız.
Bir Corona adında hastalık geldi, “herkes nereden geldi, nasıl geldi, hele kaçalım, nasıl korunalım derdine düştü” vereni unuttuk, ona teslim olmadık, hayatımıza asla çekidüzen vermedik. Nice canlar gitti. 2 yıl geçti hala ibret alamadık.
Şimdi; rahmet ayı, merhamet ayı, mübarek Ramazan ayımız geldi. Cenabı Hak iftar anında susuzluktan dudakları çatlayan kuluna öyle bir Nazar eder ki nazar ettiğim kolum asla cehennem ateşinde yanmaz buyurur. Bir hayır yapana 1’e 7, 1'e 70, 1’e 700 karşılığı verilen rahmet bereket ayında kazanacağımız müjdeleleri Efendimiz (SAV) “Ramazan'ın geldiğine sevinen kişinin cesedi nara haram kılınır”. “Oruçlu müminin ağız kokusu Allah'ın yanında mis kokusu gibidir” buyurmaktadır. Yine Efendimiz “öyle günahkar kullar var ki Ramazan'da sevabını Allah'tan umarak oruç tutan kullarının af ve mağfiret edilir. “ Ramazan ayı müddetince beni Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri adedince kullarım affedilecek buyurulmuştur bu kadar Müjde'nin verildiği mübarek aylar içindeyiz.
İnsanoğlu 60 yıl yaşarsa, ömrü içinde 60 Ramazanı Şerif görür. Ne kadar ömrümüz var bilmiyoruz, belkide bu son Ramazanımız. Acaba bu ramazanda ben ne yapabildim, bize sunulan hangi müjdeleri hakkiyle yapabildik. Ramazandan önceki bizle, Ramazan içerisindeki farkımız ne?....
devamı gelecek sayımızda...


