DERTLİ İNSANLAR
İNSANI YAŞADIKLARINDAN ÇOK SUSUPTA ANLATAMADIKLARI YARALAR.
HAZRETİ MEVLANA DEDEMİZ” Deliyi deli deyip geçmeyin eğer onun rolünü üstlenir onu dinlerseniz size anlatacağı çok şey vardır, dertli insanları sabırla dinleyin belki yarasına melhem olmasanız da derdini yarıya indirirsiniz “ buyurur.
Rabbim her şehre sokağa mahalleye köye insanlar ibret alsın diye bir deli bir sağır bir kör bir özürlü yaratır toplum içinde hep vardır bunlar manen görevlidir. Bazısı da deli görümünde belki velidir. Bir toplum ne zaman Deliyi görmez, özürlüyü tanımaz, mazluma, fakire yetime el uzatmaz, Büyüğünü Saymaz, küçüğü sevmez hale gelmişse, kendini haddini bilmezse kendi nefsine düşmüş BEN MERKEZLİ KENDİNE BİR DÜNYA KURMUSSA artık ıslahı olmayan bir hastalığa dü çar olmuş, büyük yalnızlık çukuruna düşmüştür artık dertlidir. Çağımızın en büyük manevi vebası hastalığı budur bununda tedavisi yoktur bu hastalığın adı DÜNYEVİLEŞME’dir.
Mutlu huzurlu Mükemmel bir hayat sürmek için BEN BEN demekten kurtulup yüreğimizi Sevgiye Dostluğa açarak daldaki serçenin anasının kanadına sevgiyle girdiği gibi insanları Yaratandan ötürü sevmek Deliyi özürlüyü büyüğü küçüğü kanatlarımız altına alır sevgiyi derdi de paylaşırsak BİZ BİZ diyebilirsek, Nice dertleri çözmüş oluruz yeter ki insanlara insanlığa sevgiyle bakmak onların gönlüne girmek onları dinliye bilmek derdini çözmese derdini yarıya indirir, mutluluk denen duyguda o zaman başlar. Meşhur bir Atasözümüz vardır. “Dertler paylaştıkça küçülür, sevgi paylaştıkça büyür. ”
Sevgili efendimiz (S.A.V) “Sevinince toprağa, üzülünce gökyüzüne bakarmış, yerde tevazu vardır. Hamdolsun göğü çatımız yapana” buyurur.
Şeyh vefa hazretleri” Varsın olmasın Hayatta her istediğin biz olana “ELHAMDÜLİLLAH” Olmayana da “EYVALLAH” demesini biliriz der.
Yine başka bir sözünde “Ben Mükemmelliği vicdanla da ararım çünkü bilirim ki, vicdanı eksik olan başkasına hep zarar verir. Mükemmel insan olmak faydalı insan olmak güçlü olmak için olanla yetinmek yerine daha çok savaşmak gayret etmek gerekir zira bu gün dünden daha çok insanlığa, insani değerlere ihtiyaç var herkes mutsuz herkes yaşı ne olursa olsun dertli sevgiye yardıma muhtaç.
Hangimiz yoksul değiliz.
Kimi sevgiden, kimi saygıdan, kimi aşktan kimi insanlıktan.
İnsanın içinde yaşadıkları derin acılar. İçindeki çaresizlikleri görmek gerekir.
Artık dünya küçücük ve küçük dünya içine insanlar sığmıyor zira, insanlar dertli yalnız çocuklar eve , delikanlı genç sokağa, caddelere, Aşkla evlenmiş aileler yuvasına, evlere yatlara katlara sığmıyor. Babalar Anneler köşelere sığmıyor Akrabalar Komşular evlere mahalleye sığmıyor.
Anne annelikten çıktı, çocuklar yalnız internete bırakıldı, besmeleyi öğretemediğimiz çocuklar bizden gitti. 2, 3 yaşındaki çocuklar internet kurdu oldu, oynadığı oyuncaklar arkadaşları oldu, o yaşta bilmediği yok, azıcık büyüdü, tam Anne Baba sevgisine muhtaçken başımızdan atıp kreşlere yuvalara bırakıldı, daha ergenlik çağına gelen gençlerimizi cebinde taşıdığı marka telefonlarla 24 saat meşgul olduğu sanal dünya ile adeta hayatlarını esir aldı.
Çakallar kurtlar evimize düştü, köşemize koyduğumuz televizyonlar ile seyrettiğimiz diziler, bizdeki insanlık duygularını bitirdi.
Evlilik çağına gelen yavrular aşk sevda diye flörtle arkadaşlıkla başlayıp daha yurt yuva kurmadan yalalar dolanlar aldatanlar, ayrılanlar, ağlayanlar, ayrılanlar, bayılanlar, yurt yuva kuramayanlar, düştüğü yollardan karanlık kuyulardan çıkamayan, teselliyi içki, Esrar, kumar gibi yerlerde arayanlar, bataklığının pençesine düşenler, acının feryat, figanlar arkasından gasplar, kavgalar, cinayetler işin başka bir çıkmaz sokağı oldu.
Flörtlerle, arkadaşlıklar, ayakta kalıp yola çıkanlar, yurt yuva kuranlar daha “Kına Nişan Düğününde besmeleyi unutup, modaya uyup, Ankara’nın yolları, İğdenin dalları gibi yüz çeşit oyuna dalıp ortalıkta horan atanlar artık Konyalımı bile Batı Müziği rakslar repler şarkıları solladı,
Bu tür başlayan evlilik yolculukları bir iki yıl içinde pimi çekilen bomba gibi elimizde kaldı, evliliklerimizde bir bir patladı, kısa süren mutluluklar yerini hüzne bıraktı, arada kalan öksüz çocuklar yuvalar kaldı.
Anne annelikten, Baba babalıktan çıktı, herkes başka sevgiler peşinde koşmaya başladı, sonu hüsranla biten mutluluklar ve sonuç acı ve hüzün. Mahkeme solanlarında ayrılık, gözyaşı, annesiz babasız kalan çocukların sesleri, kavgalarla ortalık çınlıyor.
Dertler farklı olsa da kaderler bir olan nice ayrılıklar, acılar yaşanıyor, dünyamızda, düşeninde elinden tutan yok, omuz veren çıkmıyor, kim haklı kim haksız bilinmiyor, ortada müracaat edilecek bir büyüğümüz kalmadı, dost bulunmuyor, yıkılan gönüllerin enkazında kalıyoruz, her gün Televizyonlarda marifetmiş gibi Kadın Cinayetleri, dövüşler, kavgalar, ölenin öldüğüyle, yananın yandığıyla kalan, sonunda biri mezara, biri hapishaneye düşen canlar, adaletin yıllar sonra geldiği vicdanların eğer kaldıysa sızladığı garip bir dünya ah vah diyor geçiyoruz.
Evli olanlarımız ne kadar mutlu, huzurlu, her bacanın dumanı ayrı tütermiş, Rabbim bu dünyada kimine az, kimine çok dert vermiş, dertsiz hiç bir kul yaratmamış, herkesin mutlaka bir derdi var, bir dokunsan bin ah işitirsin. Rabbim dert verir sonra, Arza temaşa eder, kim ne yapacak diye halimize bakarmış, sabredenlere gülümser, isyan edenlere buğz ederek nazar edermiş. Kimimiz kazanıyor, kimimiz kaybediyoruz. İnşallah imtihanı kolay geçen, imtihanı kazananlardan oluruz.
Derdi bir dünya imtihanı olarak bilirsek, nerden geldiğini, neden geldiğinin teşhisini vicdanlarda hakça, doğruca bir doktor gibi koyabilirsen, o derdi mutlaka çözeriz, Ben görevimi yaptım, derdi vereni bildim, yine çaresini onda aradım demek gerekiyor. Ben onca diyar gezdim, onca insan aile tanıdım, benden dertsiz kimseyi görmedim.
Bu konuda Hz. Pir Hz Mevlana dedem derki” DERDİ DÜNYA OLANIN DERDİ ÇOKTUR, DERDİ ALLAH HAK OLANIN DERDİ YOKTUR” der,. RABBİM derdini çözümünü bilenlerden kılsın.
DERTLİ İNSAN
Derdimi dağlara söyledim,
Bağrımda taş var dediler.
Derdimi denizlere söyledim,
Dibim karanlık görünmez dediler.
Derdimi dostuma söyledim,
Yarın sana düşman olurum dedi.
Derdimi sevdiğime söyledim,
Yeter artık taşıyamam dedi.
Derdimi insanlara söyledim,
Diri diri arkandan yeriz dediler.
Derdimi kara toprağa söyledim,
Bekle zamanı gelince dedi.
Derdimi uçan kuşlara söyledim,
Bulutlara uçup gittiler.
Daldaki öten bülbüle söyledim,
Dinlemeyip ötüp geçtiler.
Derdimi gönlüme söyledim,
İçime hep dert ektiler.
Elime ayağıma söyledim,
Dayanamayıp bükülüp gittiler.
Derdimi gözüme anlattım,
Gözyaşım yağmur olup geçtiler.
Derdimi kendi kendime söyledim,
Yüreğime temelli hapsettiler.
Derdimi dilime söyledim,
Konuşma hep sus dediler.
Derdimi başıma söyledim,
Hayat boyu hep düşün dediler.


