Çok Bulutlu

17°C
Konya

O KURULAN MASANIN ASLI NEDİR?

Kayıt Tarihi: 15.05.2022 19:43 - Son Güncelleme: 17.06.2026 13:20
YAZI
A
"Batan güneş tesellimiz, doğan güneş umudumuz olsun" 
 
Bize ait olmayan bize emanet kılınan hepsi bir " Nefes" olan şu dünya hayatında, yaşadığımız gördüğümüz her olayı bakan gözümüzle görürken, asıl yüreğimizdeki vicdan ve doğruluk süzgecinden geçirerek değerlendirmek, ona göre hüküm vermek, ona göre hayatımızı tanzim etmek, yolumuzu aydınlık yarınlara açmak zorundayız. Sonra "gülerek kaybettiklerimizi, ağlayarak geri getiremeyiz." 
 
Güncel hayatımızda Demokrasi dediğimiz aygıtla bizim bir OYLA vasi tayin ettiğimiz, bizim tercih ettiklerimiz, bizim adımıza karar veriyorlar. Onların Ülke adına verdiği her karara, hükme ortak olduğumuzu, bununda bir hesap, bir mesuliyet olarak hem bu dünyada hem de inancımız gereği Uhrevi hayatta karşımıza çıkacak çok çok önemli olduğu bir mesuliyet, vatandaşlık görevi olduğunun farkında olmak zorundayız. Verdiğimiz bir Oyla, kararla ya bir sevinç, mutluluk, huzur olarak hayra hizmet edeceğiz, hep hanemize bir dua olarak dönecek, ya da gözyaşı zalimliğe ortak oluruz, beddua olarak bize dönecektir, bunun için çok küçük sandığımız tercihlerimiz büyük sorumluluk olarak karşımıza çıkar. Japonların bir atasözü vardır" Büyük gemileri küçük delikler batırır" derler. 

 

Güncel hayatta iki yıldır bütün dünyayı altüst eden, bizim hayatımızı derin etkileyen, çağımızın yeni vebası "CORONA" ile imtihan olduk. Hastanelere düşenler, acı sıkıntı çekenler, hayatı zindan olanlar, binlerce ayrılık nice canlar kaybettik, ölenler, ölmeyenler, işini, aşını kaybedenler, Coranayla her gün ölüm, can korkusu taşıyanlar, yasaklar, maske, mesafe, bayramlar, cumalar, cemaatler, akrabalar ayrı kalınan dostlar, her gün içimizi karartan haberler, bundan ibret alanlar alamayanlar, hayatımıza çöken karabulutlar, ülke olarak gündemimiz hep buydu. Son bulmasa da şükür artık normal hayatımıza döndük. 

 

Yine Millet olarak kısada sürse gündemimizde, koca dünyanın gözleri önünde, Can Azerbaycan’ın Ermenilerin alçakça işgal ettikleri yıllar süren" Dağlık Karabağ zulmü işgali" Dünya emperyalistlerine, Türk Milletinin ve askerinin de desteğiyle vurulan büyük bir tokatla vatan toprağı özgürlüğüne kavuştu. 

 

Yine Dünya gündeminde bulunan ve ülkemizi de yakından ilgilendiren, bütün dünyanın vahşi Batının bile çaresiz kaldığı, Devlet olarak onurlu bir dış politikayla sürecin içinde bulunduğumuz, halen devam eden Emperyalist Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, gözyaşı, acının… kısacası insanlık dramının yaşandığı, sonucunun ne olacağı bilinmeyen, belki küresel 3. Dünya savaşının çıkacağı büyük denklemlerin kurulacağı bir oyununa şahit oluyoruz. 

 

Yine bunun yanında "Corana" sonrası Dünyanın içine düştüğü, enerji başta olmak üzere, ekonomik krizin ateşi elbette ülkemizi de baştan sona sardı. Bizde bu ekonomik kriz, Çin gibi daha önceden öngörülemediği için tedbirler alınamadığından bizde âdete bazı ahlak yoksunu fırsatçılar tarafından da maalesef fırsata döndü, iğneden ipliğe her gün Euro, Dolar, faiz sarmalıyla, Devlet esir alındı. Enflasyon canavarı pazarımızı, marketimizi, cebimizi, evimizi, mutfağımızı ateş sardı. İnsanları, toplumu esir aldı. Artık onunla yatıp, onunla kalkıyor, sadece zamları hayat pahalığını konuşur olduk, hükümetin çabası, gayreti neyi nasıl kurtarır bilinmez oldu. 

 

İşte dünyamızda, hayatımızda bu can alıcı baş döndüren olayların Türkiye topraklarında yaşayan 81 milyonunun sorunu her zaman olduğu gibi bu günlerde özelikle bizi yönetenlerin, yönetmeye talip olan siyasilerin MASA-KASA-NİSA savaşları başladı. Toplumun büyük kesimi şimdi evlerde, sokakta, kahvede, işyerinde, hatta her gün televizyon ekranında kurulan 3 lü, 6 lı masayı, ittifakları konuşuyor. Seçimler yaklaştıkça şimdilik artık gündemimiz kurulan "MASALAR" oldu. Bunun elbette arkasında "KASA" var yani yönetme biçimi var. Bir taraf 3 lü masadakiler  "Ben zaten 20 yıldır yönetiyorum, yaparsam yine ben yaparım. Referansım 20 yıl" diyor. Diğer taraf 6 lı masa “ben daha iyi yönetirim, siz bu ülkeyi yönetemediniz” kavgası başladı. Yönetilecek olanlarda olayı filim izler gibi izliyor. 

 

BANA GÖRE
 
Bu masanın kaynağının aslı; su ve topraktır. Toprak anaya vaktiyle bir ağaç ekiyorsun, su ona yıllarca hayat veriyor, büyüyor koca ağaç oluyor. Sonra onu birileri kesiyor. Usta bir marangoz ondan kapı, pencere, dolap, masa ve sandalye yapıyor. Birileri de ona gelip bazen yuvarlak, bazen dikdörtgen şeklinde etrafına oturuyor, Memleket meselesini konuşuyorlar, aylardır toplanıp toplanıp konuşuyorlar, kimileri konuştukça batıyor. Bazıları da konuştukça birileri alkışlıyor, sonunda birileri ülkeyi yönetmek için seçiliyor. Birileri Padişahım çok yaşa diyor, birileri eleştiriyor… bunun adına demokrasi, teokrasi v.s bir şekilde yönetme biçimi böyle geldi, böyle gidiyor. Ne kavga bitiyor, ne kavgacı, sadece değişen seçilenler, yani sistem aynı. Tek hesap ben yöneteyim. Bu Sistem değişmedikçe, bizim hayatımız da asla değişmeyecek, bunu anlamadıkça da bizim hayatımızda bir şey değişmeyecek. 
 
Herkes hararetli bir kavganın peşinde koşuyor. Koşan ve koşturanlar, kazanan ve kaybedenler varda; benim, senin kavgan niye anlamıyorum "SİSTEM" aynı olduktan sonra biri gelir, biri gider. Her dönem kayıkçı kavgalarına artık alıştık. MASA nın başındaki ister 3 lü ittifak olsun, ister 6 lı ittifak olsun. Sonuç ben daha iyi yönetirim kavgası oluyor. Bizlerde seyir ediyoruz. Bizim ülkemizde 10 tane iş yaparsın, bir yanlış yaparsın, bir yanlış 9 doğruyu götürür, bazen de iyi bir kuyruklu yalan dokuz doğruya galip gelir. Buna da DEMOKRASİDE ALGI YÖNETMESİ" denir. Son tahlilde ahde vefa duvarları yıkıldığı için kimseye yaranamazsın, bugün dost olanlar ayağına dokununca, karşına geçerler yapmasaydın derler.
 
Aslında olayın özeti şu hikayede gizlenmiş. 
 
Temel bir gün Yüzmek için Denize atlamış yüzmede bilmiyormuş derine doğru varınca ayağı yerden kesilmiş derken çırpınmaya başlamış beni kurtaracak kimse yokmu diye etrafına bakmış o ara daralmış yellemiş bakmış arkadan kabarcıklar çıkıyor, önündede denizde büyük bir gemi gidiyormuş ondanda büyük kabarcıklar çıkıyormuş kıyıdaki arkadaşına bağırarak "UŞAGIM SİSTEM AYNI SİSTEM" Benimki küçüğü onunki büyüğü demiş

 

Mevlana Dedemizin deyimiyle "Herkes olaya kendi penceresinden bakıyor, alt kattan bakınca adamın ayaklarını, çok yukardan bakınca başını görürsün, en doğrusu büyük resmi görmek için tam cepheden bakmak gerekir. Her zaman doğru tekdir. Oda Hakkın gözüyle Hak ölçüsünde bakmaktır.'
 
Sonuç olarak Masa etrafında oturanlar kadar, Vekil tayin eden bizlerde bir "OYLA" sorumluyuz. Hesabımızı bu dünya hesabıyla değil, hep Ahiret hesabıyla yapmak, yaptıklarımızda HAKKIN RIZASINI gözetirsek belki bizi yöneteceklerinde işini kolaylaştırırız.
ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.