KELEBEK ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ…
Bahar içinde kışı yaşadığımız bu günlerde kelebek üzerine söz söylemek gönlümüzü biraz ferahlatır diye düşünüyorum. Kelebek denince nedenini bilmediğim bir ferahlık kaplar içimi. Bu ferahlığı da bu satırlarda sizinle paylaşmak istedim...
Çok değer verdiğim bir arkadaşımdan geçen gün bir kelebek hikâyesi dinledim. Belki sizlerde biliyorsunuz. Ama bir kez daha bunu paylaşıp, kendi payıma düşeni aktarayım istedim.
Bende sizler gibi kelebeklerin ömrünün kısa olduğunu hatta bir gün biliyordum. Google ile bilgimi teyit etmek istedim. Ama gördüm ki bu bilgim doğru değilmiş. Kelebeklerin bir hafta ile bir yıl arasında ortalama ömürleri varmış. “Kelebeklerin ömrü bir gün kadar” diye bildiğimiz bilgininde gerçekle hiç alakası yokmuş.
Ve 150 bine yakın kelebek çeşidi varmış...
Goole ‘un hakkını teslim edip verdiği bilgiyi sizle paylaştıktan sonra asıl meseleye geçeyim.
Çok yardım sever bir adam bir gün renk renk kelebekleri seyre dalmışken bir kelebek kozası gözlerine ilişir. Koza hareketlenir. Bir kelebek tırtılı kozayı içinden açmaya çalışır. Onu gören adam bütün masumluğu ile kelebeğe yardım etmek ister. Bir toplu iğne ile kozanın başını açar. Kelebeğin işini kolaylaştır. Kelebek hiç zahmet çekmeden, kozanın ağzını zorlamadan kozadan çıkar. Ama aradan günler geçer kelebek bir türlü uçamaz. Daha sonra kelebeğin bir ömür uçamayacağı anlaşılır...
Meğerse, kelebek kozanın içinden çıkmaya çalışırken kanatları güçlenirmiş...
Bu zorlu süreci yaşayamadığı içinde bizim kelebeğin kanatları zayıf kalmış...
Kelebek için geçerli olan bu durum bizim içinde geçerli değil mi ?
Bazen çocuklarımız, bazen arkadaşlarımız, yakınlarımız zorlanırken onlara iyi niyetle yardım ederiz. İyilik yaptığımızı zannederiz. Ama aslında onlara bir ömür boyu telefi edilemeyecek en büyük kötülüğü yaparız. Onların kendi ayakları üstünde durmasını engelleriz.
Sonradan onların başarısızlıklarının nedenini, neden özgüvensiz olduklarının, neden birilerine bağımlı kaldıklarının, sorunlarını tek başlarına çözmeyişlerinin nedenini başka yerlerde ararız. İnsanlara belki de en büyük kötülük, yapılmaması gereken yardımı, iyiliği yapmaktır.
Bir kötülüğün etkisi kısa zaman sonra atlatılabiliyor. Ama yapılmaması gereken yardımlar bir ömür sürebiliyor...
Bazı devletler bundan ders çıkararak strateji geliştirebiliyorlar. Bize bir zamanlar hibe edilen yardımlar, hibe edilen genetiği ile oynanmış tohumların altında böyle strateji yattığını düşünüyorum…
Sonuç olarak kozasındaki kelebeğe dokunmayalım efendiler...
Bize böyle iyilik yapmak isteyenlerin iyiliğine de mesafeli duralım efendiler...
Bırakalım kelebek kendi kozasından kendisi çıksın.Biz gölge etmeyelim yeter...

