Çok Bulutlu

20°C
Konya

ANLAYAMAMAK HUZUR KAÇIRTIR

Kayıt Tarihi: 09.05.2023 19:54 - Son Güncelleme: 07.05.2026 10:06
YAZI
A

Ontolojinin var oluş zahmetine katlanmasını, yok oluş haline tercih edilmişliğini düşünen, tasarlayan bir bilim konusu olmaya sığmayacak bir üst var edici mi vardır? Var olmak yokluğa karşın bir tercih ise bu tercih sahibi kimdir ya da nedir ve bu tercihi niye yapmıştır? Tersinden bir okumakla hazır “yokluk” neden ve nasıl “varlığa” dönüşmüştür?

Varlığın varlık olarak kendiliğindeliği, diğer “varlık”lar ve “yokluklar” ile illiyeti, varlığımızın diğer varlıklarla bağı bilinir hale geldikçe bir anlama kavuşmanın, anlam bulmanın veya anlam vermenin heyecanı yaşanır. Bu heyecan ve bilmekliğin ilk elden oluşu ve kayda geçirilişi haleni bilim denildiği de malumdur. Varlıklar arası ilişki sebep ve sonuçlardan insan olarak ihtiyaçlarımızın karşılanması, rahat, huzur ve konforumuz için bilimsel, teknolojik ve sanatsal faaliyetlerle yaşamımızı sürdürdüğümüzün de farkındayız



Demek ki bilimin konusu ilk elden kendimiz, bilahare kendi dışımızdaki varlıktır. Bilmek istemek, var olanı tanımak ve hayatı kolaylaştırmak amacıyla bilim yapmak dış varlığı tanımak amaçlı da olsa gizil ve içkin olarak kendiyi tanıma arzusu olarak işaretlenebilir. Hayatı kolaylaştırmak ise pratik olarak insan huzuru konforu ve mutluluğunu hedefler. Anlayamamak zordur, huzur kaçırtıcıdır, çıldırtıcı merak sebebidir ve bir mutsuzluk provakasyonudur. 

Varlığın mahiyeti ile insanın tabiatı arasında mümkün olan tanımaklıklar, insan varoluş formülasyonuna (fıtratına) uygun, mutluluk ve refahı tevlid eden bir yaşamın ise il hedefi yine hep insanilik olagelmiştir. Bilginin ilk ayağı ve önsözü elbette dış varlıktan önce ilk el tanıma olarak insandaki bilme yetisidir. Tarih kadar eski, ebed kadar yeni sorun ve soruna ilişkin soru: “Nasıl oluyor da insan bilebiliyor?” aşılmaz sorusudur. Varlıktan önce kendisini de bir varlık olarak tanımakla başlayan biliyor olmaya, karşı konulmaz iteğinin tahrik edici bir arzu olarak, bir hazır veri olarak insana sunulup sunulmadığı da önemlidir. Önce “ ‘ben’ benle algıladığım bir benimsi varlığım” tespitiyle başlar. O halde varlık olarak “ben”i bilmem, tanımam ilk basamaktır. Burada başka bir sorun zuhur eder: “Ben” den kastım nedir? Ya da “hangi ben?” sorusu gündeme gelir. Hangi organım daha çok bendir? O organımla, ben olan tarafımla tanımlayabiliyorsam tanımlayan organı ne ile tanımlayacağım? Basit bir söylemle beni ve tüm organlarımı tanımlayan beynimse, beynimi tanımlayan organım hangisidir? Yoksa organ üstü, biyoloji ötesi, varlık üzeri bir biliş midir söz konusu olan? Varlığı ve kendi varlığımızı fizik olarak algılarız. Organ organik olması bakımından ne kadar biyolojik ve kimyevi varoluş proseslerine muhtaçsa da yine de onu fizik olarak algılarız. Kütlesi, hacmi, ağırlığı hep fizik konusu olmaya devam edecektir. “Beyin kaç gramdır, hacmi ne kadardır, hangi renktedir?” sorularının tamamı fiziğin konusu olan sorulardır. Düşüncenin, bilmenin, anlamanın membası var sayılan beyin kısacası yine fizik konusudur, kimya ve biyoloji de eşlik eder. Buna rağmen insanlık tarihi kadar eski bir biliş gelişimi karşısında beyinde bilmeklik materyallerini aşkın bir netameli, fizik üstü, metafizik bir bildiriş hali söz konusu olagelmiştir. 

Kendimi tanımadıkça algılarım, duyularım, aklım, bilincim, zekam, sevgilerim, umutlarım, hayallerimi emellerim, rüyalarım ve ilhamlarım bilim dışı kalagelmektedir. Bu durumda elbette kendi dışımdaki varlık da bir anlam ifade etmeyecektir. Varlığı ben var kabul etsem de etmesem de var olmaya devam edecekse, ki ediyor, bana bir anlam ifade etmeyecektir. Ama onu kendim için bir anlama kavuşturmadıkça, benim için bilmeklik bilim olsa bile bir fantaziden ibaret kalmaya devam edecektir. Beş duyum, rasyonalitem, şuurum ve düşünmekliğimin konusu olmadıkça, bu ortak bilgi aparatlarıyla anlam kesinleşmedikçe kendinden varlığı, var olsa da benim için hala “yok” hükmündedir. Onun için bilgi üretmem ya da varlıkla kendi zihnim arasında doğru bir ilişki kurmadıkça bilim yapmanın apriori olarak tanımaklığım ve aposteriorik bilmekliğim söz konusu olmayacaktır. 

De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler ( ilim sahibi kimselerle cahiller) bir olur mu? Şüphesiz, ancak temiz akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.” Zümer Suresi 9. Ayet














ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.