Kışın son nefesi , Baharın ilk fısıltısı
Takvim yapraklarına baktığımızda bir ayın eksik olduğunu fark ederiz.Şubat, her yıl biraz eksik, biraz mahzun gelir. 30’u, 31’i bulamayan, çoğu zaman 28’de kalan bu kısa ay, zamanın içindeki küçük bir istisna gibidir. Peki, neden Şubat diğer aylardan eksik?
Bu hikâye, Roma İmparatorluğu’na kadar uzanır. Antik Romalılar, yılı 10 ay olarak hesaplıyordu ve yıl Mart ayında başlıyordu. Ancak bu sistem Güneş’in döngüsüyle tam örtüşmediğinden, zamanla yılın kaydığı fark edildi. Bu yüzden Kral Numa Pompilius, MÖ 713 yılında iki yeni ay ekleyerek takvimi 12 aya çıkardı: Ocak ve Şubat.
Romalılar, çift sayıları uğursuz kabul ettiğinden, ayların gün sayısını genellikle tek yapmaya çalıştılar. Ancak yılın toplam gün sayısı dengeyi sağlayabilmek için bir aya 28 gün düşmesi gerekiyordu ve bu ay Şubat oldu. Daha sonra Julius Caesar, MÖ 46 yılında takvimde büyük bir reform yaptı ve günlerin dağılımını değiştirdi. Ancak Şubat, Roma geleneklerinden gelen bu 28 günlük yapısını büyük ölçüde korudu.
Fakat Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüş süresi tam olarak 365 gün değil, yaklaşık 365 gün 6 saattir. Bu küçük fark birikerek takvimi zamanla kaydıracağı için, her dört yılda bir Şubat ayına fazladan bir gün eklenerek 29 gün yapıldı. Böylece artık yıllar oluştu.
Şubat, diğer aylardan farklı, ama kendine özgü ritmi olan bir ay. Bazen kısa, bazen uzun ama her zaman kendine ait bir dengeyi koruyor. Tıpkı hayat gibi… Her ayın, her günün, her anın bir anlamı var. Bazen zaman kısa görünse de, önemli olan onu nasıl değerlendirdiğimiz..



