Hasan Özdemir: Yönetmelikle Flört Eden Mimarlar

Mimarlar Mekân hayal eden, ışığı düşünen, boşlukla doluluk arasında ilişkiyi kuran, şiir yazan, resim yapan, duygusal, insanlar olarak bilinirdi.
En azından okullarda böyle öğretildi.
Çünkü mezun olunca anlıyorsun: Mimarlık dediğin, tasarımdan ziyada dipnot yönetimidir.
Keşke bir dönem de “yönetmelik ve meclis kararlarının içinde kaybolmadan hayatta kalma teknikleri” koysalar
Bir noktadan sonra mimar olarak değil, bürokrasiyle flört eden bir karaktere dönüşüyorsun.
Aranızda garip bir ilişki var:
O seni zorluyor, sen onu anlamaya çalışıyorsun, ama kimse mutlu değil.
Şimdi ise…Mimarlar yönetmelik tercümanlığı yapıyorlar.
Sabah ofise geliyorum, çayımı, kahvemi alıyorum ve bilgisayarı açıyorum.
Önce projeyi değil, yönetmeliği kontrol ediyorum.
Ve her sabah aynı dua:
“Bugün yeni bir değişiklik yayınlanmasa bari.”
Bir noktadan sonra mimar, tasarım yapmaktan çok hukuki metin yorumlayan bir uzmana dönüşür
Çünkü artık tasarım dediğimiz şey, “Acaba buna izin var mı?” sorusunun etrafında dönen bir strateji oyunu.
Artık projeye başlarken planlamadan ziyade, “yönetmeliğin hangi maddesinden sorun çıkacak” analizi yapıyorum.
Çünkü tasarım dediğimiz şey, hayal kurmak değil; yönetmelikle kavga ederken mümkün olan en az hasarla çıkma sanatıdır artık.
Yeni bir proje çiziyorsun. Her şey güzel. Plan akıyor, cephe nefes alıyor. Tam o sırada mail düşüyor:
“Yönetmelikte güncelleme yapılmıştır.”
Yönetmelikler, meclis kararları, Mimarın doğal afetidir.
Sessiz gelir, her şeyi değiştirir.
Bu cümle mimarlar için Korku filmi gibi. Işığı kapatmana gerek yok, zaten içinden karanlık geçiyor.
Artık tasarım süreci şöyle ilerliyor:
1. Hayal kur
2. Yönetmeliğe bak
3. Hayali sil
4. Yönetmeliğe uygun hayal kurmaya çalış
5. Vazgeç
Yani hayaller bile yönetmeliğe takılıyor.
.
Mimar olarak değil, sanki bir tür “yönetmelik yorumlayıcısı” olmaya gidiyoruz.
Madde 7, bent 3, alt bent c, dipnot 2… Bir noktadan sonra projeyi değil, paragraf çözümlemesi yapıyorsun.
Hatta geçen gün kendimi şunu söylerken yakaladım:
“Bu mimari eseri artık sokağa şehre yakışıp yakışmadığından ziyade mevzuata çok yakıştı mı diyeceğiz.
İşin en trajikomik tarafı şu: Tüm bu karmaşanın adı “düzen”.
Ama ortaya çıkan şey çoğu zaman mimarlık değil, karışık bürokrasi.
Artık pafta hazırlamıyorum, savunma dosyası yazıyorum.
Sanki bina değil de suç mahalli çizmişim gibi:
“Evet bu çıkma var ama bakın şu maddeye göre aslında yok sayılabilir.”
Bir gün belediyeye proje götürdüm.
İçeri girerken kendimi şöyle tanıtasım geldi:
“Mimarım ama zararsızım.”
Bazen düşünüyorum…
Eğer bir gün uzaylılar dünyaya gelse ve bizden mimarlığı anlatmamızı istese, onlara plan değil yönetmelik ve meclis kararlarını vereceğiz.
Ve diyeceğiz ki:
“Biz eskiden bina tasarlıyorduk. Sonra kurallar geldi. Şimdi kurallara bina çiziyoruz.” Projelerde
tadilatlar bir türlü bitmiyor.
Proje klasörlerim şöyle:
• Proje son
• Proje en son
• Proje kesin son
• Proje final
Ama umut hâlâ var.
Çünkü her mimar, içten içe hâlâ ilk eskizini hatırlar
O yönetmenliksiz, filtresiz, özgür çizgiyi…
Çünkü mesele artık yalnızca ne inşa ettiğimiz değil, nasıl ve hangi sınırlar içinde üretebildiğimizdir.
Sağlıcakla kalın
MİMAR HASAN ÖZDEMİR
KOBİ KONYA DERGİSİ
YORUM YAP
Komşu ilde borç anlaşmazlığı 2 can aldı: Katil zanlısı saklandığı evde yakalandı!
Başkan Altay: “Gelin, Sadece Midelere Değil, Ruhlara da Hitap Eden Konya’da, Lezzetin Başkentinde Buluşalım”
Yer Konya... “7 Yıldır Hayatımı Zindana Çevirdi”: Saplantılı Kuzen Dehşeti!
Konya Büyükşehir’den Gönüllere Dokunan Vefa Umresi
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast timinde yer alan FETÖ'cü, MİT'in yüz tanıma sistemiyle tespit edildi
Konya'da bebeğiyle yürüyen başörtülü anneye çirkin saldırı: Daha fazla üremeyin, yobazsınız
Başkan Altay Konya’nın Coğrafi İşaret Tescili Alan Ürün Sayısının 91’e Ulaştığını Açıkladı

