Cinsel İstismara Karşı Toplumsal Sorumluluk

Kayıt Tarihi: 20.10.2025 21:23 - Son Güncelleme: 21.09.2026 21:16
YAZI
A

Konuşulması, anlatılması oldukça güç, ciltlere sığamayacak bir konudur istismarın her hali. Ancak Cinsel istismar, yalnızca bireyin bedenine değil; ruhuna, geleceğine ve toplumun vicdanına yönelmiş en ağır saldırılardan biridir. Bu suç, çoğu zaman sessizlikle örtülür, utançla bastırılır ve görmezden gelinir. Oysa görmezden gelinen her istismar eylemi, bir başka istismarın zeminini hazırlar. Bu nedenle cinsel istismar, sadece bireysel bir trajedi değil; toplumsal bir sorumluluk alanıdır.

Cinsel istismarın etkisi, fiziksel travmanın çok ötesindedir. Güvensizlik, kaygı bozuklukları, depresyon, sosyal izolasyon, uyku problemleri ve hatta intihar eğilimleri, istismarın uzun vadeli sonuçları arasında yer alır. Bu nedenle, istismara uğrayan bireylerin yalnızca hukuki değil, psikolojik ve sosyal destek sistemlerine de erişimi hayati önem taşır.

Bir çocuğun, bir kadının ya da bir erkeğin yaşadığı istismar, sadece o bireyin değil; onun ailesinin, çevresinin ve toplumun ruhsal sağlığını da etkiler. Bu nedenle, istismarı önlemek ve istismar mağdurlarını korumak yalnızca kamu görevlilerinin değil; öğretmenlerin, psikoloji uzmanlarının, sağlık çalışanlarının, gazetecilerin hatta her vatandaşın görevidir. Ülkemizde her türlü şiddet ve istismar şüphesinin ihbar edilebilmesi için Aile ve Sosyal Hizmetler Çağrı Merkezi Alo 183 hattı kurulmuştur.

Yargılama aşamasında istismar davaları, ne yazık ki çoğu zaman uzun ve yıpratıcı süreçlere dönüşmektedir. Kimi zaman delil yetersizliği, mağdurun beyanına duyulan güvensizlik, toplumsal önyargılar ve kimi zaman failin sosyal statüsü, mahkemelerin görüşünü Sanık lehine etkileyen unsurlardandır. Oysa istismar suçlarında mağdurun beyanı, en güçlü delillerden biri olmalı ve bu beyanın ciddiyetle ele alınması gerekmektedir. Zira hukuk sistemimizde “mağdurun beyanı” belirli kriterler doğrultusunda tek başına dahi hükme esas alınabilecek mahiyettedir.

Her ne kadar hukuken mümkün olmasa da çocuk istismarında ve istismar eyleminden mağdur olan şahsın, yargılama sürecinde tekrar tekrar ifade vermesi, travmanın yeniden yaşanmasına neden olur. Bu nedenle, çocuk istismarında uzmanlar eşliğinde alınan ifadeler, istismar mağdurlarına ilişkin özel mahkeme düzenlemeleri ve yargılamanın gizliliği ilkesi, istismar mağdurunun korunması açısından büyük önem taşır.

Hiç bir istismar eylemi kabul edilemezken, geçmişten günümüze yapılan incelemeler neticesinde İstismar vakalarının çoğunlukla mağdurun yakın çevresindeki failler tarafından gerçekleştirildiği gözlemlenmiştir. Birinci derece aile üyeleri, akrabalar, sözde aile dostları, iş arkadaşları, mahalle komşuları gibi şahısların mağdura ulaşması ve istismar eylemlerini gerçekleştirebilmesi güven esası dolayısıyla hem kolay hem de şüpheden oldukça uzaktır. Bu durum ise mağdurun sesini duyurmasını daha da zorlaştırmaktadır. Zira yakın çevreden görülen istismar eylemlerinin açığa çıkarılmasını, mağdurun desteklenmesini ve güvence altına alınmasını desteklemeyen insanlar her yörede halen var.

Her ne kadar son yıllarda, medyada, çocuk istismarı ve kadına şiddet ve istismar vakıaları oldukça sık karşılaşmak zorunda kaldığımız toplumsal trajedi haline gelse de medyaya yansıyamayan ve hatta açığa çıkarılamayan korkunç sayılacak oranda istismar eylemi ve mağduru mevcut. Toplum olarak görevimiz, bu sesi bastırmak değil; duymak, desteklemek ve korumaktır. Sessiz kalmak, görmezden gelmek ya da “aile meselesi” diyerek üstünü örtmek, suça dolaylı ortaklık anlamına gelir.

Toplumun istismara karşı refleksi, yalnızca tepki vermek değil; önleyici mekanizmalar kurmak olmalıdır. Komşular, öğretmenler, sağlık çalışanları ve kamu görevlileri, şüpheli durumları bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, yalnızca hukuki değil; hem ahlaki hem vicdani bir sorumluluktur.

Cinsel istismarı önlemenin en etkili yollarından biri, çocuklara ve gençlere beden sınırlarını, mahremiyet kavramını ve hayır deme hakkını öğretmektir. Aile bireyleri tarafından verilecek eğitimlerin yanı sıra okullarda verilecek kapsamlı mahremiyet eğitimleri düzenlenmesi hem mağduriyetleri azaltır hem de çocukların kendilerini ifade etmelerini kolaylaştırır. Ayrıca, ebeveynlerin ve öğretmenlerin bu konuda bilinçlendirilmesi, erken müdahale açısından kritik rol oynar.

Aile içi iletişimin güçlendirilmesi, çocukların korkmadan konuşabileceği bir ortam yaratılması, kısaca çocuğun kendini ifade edebilme özgürlüğünün farkındalığı istismarın erken müdahale edilebilmesini sağlar. Bu nedenle çocuklara verilecek eğitimlerin yanı sıra ebeveynlere yönelik seminerler, rehberlik hizmetleri ve kamu spotları, koruyucu önlemler arasında yer almalıdır.

Cinsel istismar, bireyin hayatında kapanması zor bir yara bırakır. Bu yarayı daha da derinleştiren şey ise toplumun sessizliği ve adaletin gecikmesidir. Her birey, her kurum ve her medya kuruluşu, bu konuda sorumluluk üstlenmelidir. Zira istismarı önlemek, istismar mağduruna destek olmak her insanın vicdani ve ahlaki görevidir. Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil; vicdanlarda da tecelli etmelidir. Ve vicdan, sessiz kalmamalıdır.



ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Mevlüt Yıldırım

Mevlüt Yıldırım

Yazarın Diğer Yazıları